Zihnimiz hikâyeler anlatmaya bayılır; hatta hiç susmaz. Hemen her gün, gün boyu size, kim olduğunuz, nasıl bir olduğunuz, hayatınızı ne şekilde geçirmeniz gerektiği, diğer insanların sizinle ilgili ne düşündüğü, dünyanın niye kötü bir yer olduğu, gelecekte ne olacağı, geçmişte nelerin ters gittiği gibi pek çok konuyla ilgili hikâyeler anlatır. Asla yayını kesmeyen bir radyo istasyonu gibi...
Ne yazık ki, bu hikâyelerin pek çoğu olumsuzdur: "Yeterince iyi değilim", "Aptalım", "Çok şişmanım", "Kalçalarımdan nefret ediyorum", "Hayatım çok fena", "Gelecekten hiç umudum yok", "Kimse beni sevmiyor", "Bu ilişki bitmeye mahkûm", "Baş edemiyorum", "Asla mutlu olamayacağım" gibi hikâyeler...
Bunda bir anormallik yok. Daha önce bahsettiğimiz gibi, yapılan araştırmalar düşüncelerimizin yaklaşık yüzde sekseninin bir ölçüde olumsuz bir içeriği olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak mutlak gerçeklik olarak kabul edildiği takdirde bu hikâyelerin, nasıl da kolaylıkla kaygı, depresyon, öfke, düşük benlik saygısı, kendinden şüphe etme ve kendine güvensizlik gibi durumları besleyebildiklerini görebiliyorsunuz.