Bir büyücünün, bu tür basit işlerle uğraşmaktan utanabileceği aklına bile gelmiyordu, çünkü kendisi de bu insanlardan daha fakir insanlar arasında, bir cadı çocuğu olarak yetişmişti. Öte yandan halk, gerek Bilgeler Adasi'ndan gelen bir büyücü
olduğundan, gerekse sessizliği ve yüzündeki yaralar nedeniyle, ondan korktukları için, az şey istiyordu. Genç olmasına rağmen, onda insanı tedirgin eden bir şey vardı.
“Çocukken, büyücülerin her şeyi yapabileceklerini sanıyordun. Ben de öyle sanırdım, bir zamanlar. Hepimiz öyle sanırdık. Fakat gerçek şu ki, insanın gerçek gücü, büyüyüp bilgisi arttıkça izleyebileceği yol, iyice daralıyor. Ta ki, en sonunda sadece ve sadece mutlaka gerekenden başka yapacak şeyi kalmayıncaya kadar…“
Ölüyordu fakat, yaşadığı sürece birçok kez ölümün krallığının kuru ve sarp yamaçlarında gezmiş büyük bir büyücünün ölümü tuhaf bir olaydır, çünkü ölen adam gittiği yere körü körüne değil, kendinden emin, gittiği yolları bilerek gider.
Güneş altındaki bu dünyada ve güneşin varolmadığı diğer dünyada, insanla ve insanın lisanıyla hiç ilgisi olmayan, çok şey vardır. Ve bizim gücümüzden başka güçler. Fakat büyü, gerçek büyü, ancak Yerdeniz’in Hard dilini veya bu dilin türemiş olduğu Kadim Lisanı konuşanlar tarafından yapılabilir.