Ahmet Ümit'i artık herkes çok iyi tanıyor, o nedenle uzun uzun onu anlatmayacağım. Polisiye denilince bence açık ara ülke edebiyatımızın yetiştirdiği en önemli isim. Bu kitapta da bu kalitesini yine tatmin edici ölçüde ortaya koymuş.
Daha önce Ahmet Ümit'in 2 kitabını okumuştum. Bunlar Kayıp Tanrılar Ülkesi ve Patasana kitapları idi. Bu iki kitabı daha çok sevdim. Bu kesin. Hatta kendimce doğal olarak Ahmet Ümit polisiyesi birbirine çok benzeyen iki kitap olduğu için yani tarihi ögelerin olduğu bir kurgu olduğundan dolayı bu şekilde hep sanırım yazıyor diye bende bir düşünce oluşmuştu. O iki kitapta ana kahramanlar Başkomiser Nevzat değildi. Nevzat, sonradan kitabın bir noktasında ortaya çıkan bir karakterdi. Ama bu kitapta kitap baştan sonra Nevzat'ın zihninin etrafında dönerek ve onun ben diliyle anlatmalarıyla şekillenerek ilerliyor. Benim okuduğum kitaplardan farkı sanırım bu ve tarihi ögeler idi.
Ahmet Ümit'in mitoloji sevgisini ve merakını onu tanıyan ve kitaplarını okuyan kişilerin bildiğini varsayarak bu konudan bir başlangıç cümlesi ile konuya giriş yaptığını söyleyebilirim. O cümle şu: " Bir kere sınırı aşan için artık sınır yoktur." Epiktetos'un bu sözü aslında kitabın özeti ve sonunu da anlatan cümle. Spoiler olmaması amacıyla tabii ki nedenini söylemeyeceğim ama çok havalı ve doğru bir giriş sözü olduğu söylemekte bence fayda var.
Agatha Christie hayranlığına da yine kitapta bir kısımda selam yollamış Ahmet Ümit. Bu hayran olunan yazarlara gönderme yapma olaylarına yazarların bayılıyorum.
Öncelikle Yırtıcı Kuşlar kitaptaki çetenin ismi, bunu belirterek kitabı anlatmaya başlayayım. Kitabın konusuna gelecek olursam; Başkomiser Nevzat'ın aracına bir gün bir bomba konulur ve eşini, çocuğunu bunun neticesinde kaybeder. Kendisi arabaya gelmeden bu cinayet