Yaşarken yıpranmakla, yıpranarak yaşamak arasında kalmış bir kızla tanıştım bugün, yaşanmışlıklarına rağmen gördüğü her şeyden bir güzellik çıkarmayı nasıl başarıyordu anlam veremedim ama o kuşlara nasıl umutla bakıyordu görmeliydiniz. Bir gün onlar gibi uçacağını mı düşündü, yoksa içindeki umudun sonsuza kadar süreceğini mi sandı o an, bilemem. Tek bildiğim ikisinin de imkansız olmasıydı. Çekinmedim sordum, “insan gözlerindeki bu ışığı nasıl olur da kaybetmez?” Rahatça açıkladı; “ gözlerini umuttan başka bir şeyle doldurmazsan, umutla bakmak zorunda kalırsın, bu umut fanusunun içinde yaşarsan uçmasan bile bunu hissedersin ve bazen yapmak istediklerini hissedebilmek, yapmış olup hissedememekten iyidir” dedi. Bana pek gerçekçi gelmediğini söyleyince; “ Sen hayatı olduğu gibi kabul etmiş biri olarak beni yıpranmış gördün, bense bu dünyada yaşanabilecek en güzel hayatı yaşadığımı düşünüyordum. Ben gözlerimde bu ışıkla ölmek isterim, varsın her şey bir rüya olsun.