Bu akşam, ay ışığı ile aydınlanmış kızıl yarların altında yürürken, Tanrı’nın burada somutlaşmasını, böyle bir temaya uyan bütün anıştırmalı imgeleriyle onu çizmenin ne büyük bir şiir olabileceğini düşündüm. Sonra böyle bir Tanrı’nın olmadığını hatırlayarak şaşırdım birdenbire. Biliyordum, iyice inanıyordum buna. Bu yüzden de, belki başka birisi yazabilirdi o şiiri, ama ben yazamazdım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir ağacın yeşili olduğunu söylemek bile, bir yargı değil mi? Ya da böyle beylik bir düşünceyle mantık arasında bağ kurmak gülünç görünüyorsa, o zaman beylik düşünceyle gerçek mantıksal yargı arasındaki sınırı nasıl çizeceğiz?
Cehenneme kadar yolu var o çocukça bağırıp kalabalıktan biri olma gereksinmesinin! Ben tek tek her şiirde dile gelen küçücük bir buluşla yetinmeyi bilmeli, kendi doğamın bana bu kabul ettirdiği yazgıya alçakgönüllülükle boyun eğmekten duyduğum ruhsal dirilişi göstermeliyim. Bu da gene oldukça akla yakın bir şey. Tembellik ve korkaklık değilse tabii.