Okur
Hakan
bir alıntı ekledi.
Başkalarının verdiği imkanla ışık saçan biri olma, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükunete ihtiyaç duyma. Özetle bir bireyin kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil.
Marcus Aurelius
Sayfa 24 - İş Bankası Kültür Yayınları
2
Hatice Yüce
bir alıntı ekledi.
Bir çiçek düşünün. Onu sular, yeterince ışık almasını sağlarsanız, yavaş yavaş büyüyen bir filizin çiçek açmasını sağlayabilirsiniz. Ama onu ihmal eder, karanlıkta bırakır, böceklerin yapraklarını kemirmesine izin verirseniz ölür ya da en iyi ihtimalle çirkin bir ota dönüşür. İnsanlar da çiçekler gibi gelişirler, ancak çiçeklerden farklı olarak kendi seçimlerini kendileri yaparlar: Ne yapacağımıza ve olacağımıza kendimiz karar veririz.
12
Sercan Akbayrak
Komünist Manifesto'yu inceledi.
96 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
Sanırım mütercimden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu, kelime hataları mevcut. Göze batıyor ama okumayı çok zorlaştırmıyor. Bunun yanı sıra bazı gereksiz eklemeler ile kitabın içeriği hacim olarak artmış. Bazı bilgi araştırmalarını okuyucuya bırakmak hem onu hazıra konmaktan hemde uyuşukluktan kurtarır. Yani aslında kitabın hacmi 40-50 sayfa aralığında bırakılabilirmiş. Ben karşıt olan ideolojilere saygı duymam ancak bu o ideoloji savunucularına da saygı duymayacağım anlamına gelmez. Misalen Engels'in takdir edilmesi gereken biri olduğunu düşünüyorum. Hayatını adaması, kibirden kendisini soyutlaması ve mütevazi hayatı ile saygıyı hakediyor. Aslında bizim İslami cenahın bu yönüyle ibret alması gereken bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. Son olarak Komünizmin doğruları olduğunu, hakkının teslim edilmesi gerektiği noktaları olduğunu belirtmekle beraber bir labirent misali düşünce sistemi olduğunu düşünüyorum. Müphem, bir noktadan sonra ucu bucağı olmayan belli bir döneme etki edebilecek bir fikir sistemi diyebilirim. Üretim araçları, Burjuvazi (günümüzde etkisi daha da artmış olsa da) ekonomik temel vs. varsayımları bir yerden sonra ışık olamıyor. Wesselam.
Komünist Manifesto
8.2/10
· 7,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Oğuz Atay'ın severek okuduğu yazarlar ve şairler kimlerdi?
Okuduğu yazarlar dönem dönem değişmiştir. Yeni Dergide, Tutunamayanlar'la ilgili olarak Mehmet Seyda'ya verdiği ilk söyleşisinde, sanki birazda ayrıksı olma kaygısıyla, o günün Türk yazarlarının pek azının dile getireceği bazı isimleri sayar: Dostoyevski'yi her zaman seviyoruz tabii, büyük ustalarımızdan biri. Buna Stendhal'ı, Kafka'yı, Joyce'u, Laclos'yu eklemem gerekir. Bunların dışında Türkiye'de az okunan İngiliz yazarlarını katacağım. Romanın anavatanı, biliyorsunuz, İngiltere. Ama bizde en az bilinen romancılık da İngiliz romancılığı. Kadın romancı George Eliot, Henry James ve Joseph Conrad üç devi İngiliz romancılığının. Ve tek romanıyla Emily Bronte'nin ayrı bir önemi var, bence. Almanlardan Günter Grass ile biçim bakımından hayran olduğum Lolita'nın yazarı Vladimir Nabokov'u listeme katmalıyım. Saydığı yazarların bir kısmına Tutunamayanlar'da değinilmiş. Dostoyevski 26, Gorki 16, Kafka 17, Oscar Wilde 9 ve Tolstoy 10 defa geçiyor; kısacası Rus edebiyatının Atay'ın (Selim Işık'ın karakterine de işlediği) yazar kişiliğinin oluşmasında büyük bir etkisi var. Romanında, söyleşide saydığı İngiliz yazarların adını hic geçirmemiş; biçimsel açıdan da bunların bir kısmına yakınlığından emin olmak zordur. Sözgelimi, üç dev arasında saydığı Henry James ve Joseph Conrad'ın roman tekniği ve anlatım özellikleri Atay'ın anlayışıyla hemen hiç örtüşmez; bu iki yazar da zaman zaman tekinsiz denebilecek ölçüde nesneldir; anlattıkları konunun duygusal olarak dışında kalırlar ki belki Atay'in överek sözünü ettiği İngiliz romanının aktığı mecranın bir niteliğidir bu. Oysa Atay, kendi romanlarında anlattığı kişiler yada olaylarla ilgili duygularını saklayamayan bir yazardır; evet, duygularında tutarsızlıkları vardır, ancak kesinlikle kayıtsız denemez. Atay'ın günlüğü, zaman içinde okuma alışkanlıklarının nasıl geliştiğini göstermesi açısından değerli bir kayıttır. Tutunamayanlar'dan sonra yerli yazarlara ve edebiyat dışı metinlere giderek daha fazla zaman ayırdığını görüyoruz. İngiliz eleştirmen Bradley, Games People Play yazarı Eric Berne, Shakespeare, Çehov, Kipling gibi çeşitli isimlerden söz ediyor. Türk edebiyatından dikkate değer biçimde ele aldığı Kemal Tahir ve Halit Ziya Uşaklıgil karşımıza çıkıyor; bunlarla da, anlaşılan, Halit Refiğ'in aracı olduğu etkinliklere konuşma hazırlamak için yararlanmış görünüyor. Elbette daha sonra, özellikle Halit Ziya, Oğuz Atay'ın daha dikkatli okuduğu yazarlar arasına girecektir. Kemal Tahir'le tanışıklığı ve bu yazara ilgisi ise 91. soruda ele alınmıştır. Romanlarında söz ettiği yada öteye beriye not ettiği isimler, Atay'ın bütün okuma altyapısını açıklamaya yetmez. Nitekim söyleşide belirttiği isimlerin pek çoğuna yazdıklarında rastlamıyoruz. Yada özellikle Tutunamayanlar'ı yazarken çok etkilendiğini anladığımız James Joyce ve Vladimir Nabokov'dan etraflıca söz ettiği bir yazı yada not bulunmuyor. Bir de Atay'ın sıklıkla -çoğunlukla mizahlı bir yaklaşımla- Servet-i Fünun ve Tanzimat dönemi yazarlarından söz edişini ekleyebiliriz. Günlük'ün son sayfalarında Atay'ın okumalarında sosyal/siyasi içerikli kitapların sayısının arttığı görünür. Oswald Spengler'in dilimize Batı'nın Çöküşü olarak kazandırılan Decline of the West bolca not aldığı kitaplar arasındadır. Oscar Lewis (Yoksulluğun Kültürü) ve Franz Fanon, yine bu dönemde sıklıkla adını andığı yazarlardandır. Alıntı; 100 Soruda Oğuz Atay s.158-159-160
9
tugba sener
bir alıntı ekledi.
Evet, evren boşlukla elbirliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.
2
Gecem bu kadar karanlık
Gece Hani herkes uyuduğunda kendine kalır insan sonsuz bir yanlızlık çöker gecenin üstüne altında kalırsın tüm dertlerinin nefes alamazsın yanlızlığın katlanarak artar durduramazsın gözün camda ufacık bir ışık hüzmesi arar köpek seslerine bile razısın yeterki ses gelsin gaipten isimler fısıldarlar kulağına tanıdık tanımadık ürperme kalpten başlar can çekilir tenden öldüm zannedersin tek başına yatmaktan korkan çocuk gibi ağlamak gelir içinden yorganının altına sığınırsın tüm dertlerini örter gibi çekersin üstüne gece yanlızlık ayazını vurur acımasızca bedenine üşürsün ölümüne işte bende böyle gecenin bilmem kaçında yanlızlığımla başbaşa sarmaş dolaş rüya bile göremiyorum o kadar tenha o kadar boş ne kokun var ne gözlerin duvarlarıma vuran hayalin bile terk etti ne sesin var ne nefesin parmak uçlarımdan çekilmeye başladı içimdeki yanlızlık işte gecem bu kadar karanlık. #Alıntı
11