Arayan mıydım aranılan mıydım? Ne ben anladım ne o... Dönüp duruyorum ey aşk. Durup dolaşıyorum. Arıyorum. Arıyorum. İçimdeki uzağı arıyorum ey aşk. İçimde aradığım yakın sensin. Aradığım sen. Sendeki beni, bendeki seni arıyorum. Ne bende, ne sende, hem sende, hem bende olanı arıyorum; bir teslimiyet, bir huzur, bir kabul ediş, bir kurban oluş, bir yok oluş... Evet, arıyorum ey aşk! Aşkta yanış, aşkta dönüş, aşkta duyuş, aşkta hissediş, aşkta sönüş...
Şam'da beni tutan gizemli bir tılsım vardı. Sanki aradığımın, sanki beni arayanın Arafat'ı Şam sokakları olacakmış gibi. Arafat buluşma yeri demekti. Cennetten ayrı ayrı gönderilen Âdem ve Havva birbirlerini aylarca aramış, sonuçta Arafat tepesinde buluşmalardı. Arafat vuslattı. " Benim Arafat'ım ne zaman ya Rabbi!"
- Hocam aşk nedir?
" Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş bakışlarından ödünç aldılar. Dünyanın neresinde bir gönül derdi varsa onları bir araya topladılar, adına aşk dediler..."
... Gecenin ortasında başladığım Kur'an'ı güneşin doğuşuna yakın bitirmek üzereydim. Gözüm yoruldu, dinlenmek için uzandığımda içim geçmiş, rüyamda melekler bana okuduğum ayetleri okuyordu. Uyandım... İçim sevinç dolu uyanışımla Kur'an'ı tekrar elime aldığımda parmağımın tevafuken Şems Suresi'ni açtı. Ayetleri okurken onuncu âyete gelince göğsümün balon gibi şiştiğini hissettim. Orada bayılmışım. Kendime geldiğimde parmağım hâlâ onuncu ayetin üzerinde duruyordu. "Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır." Bu ayete çarpıldım... tutuldum...vurgun yedim. Şems suresine aşık oldum...