“Gerçek güllerin yok diye üzülme! Ben güzel oyuncaklarım yok diye ağladığımda annem diyor ki: ‘Eğer hepsine sahip olsaydın onların hiçbir güzelliği kalmazdı.’ Dünyadaki bütün güller senin olsaydı artık onları sevmezdin ki… Çünkü savaşçılar sevdikleri her şeye sahip olmasalar da pes etmeyen insanlardır.”
“Zor olan yaşamak değil…” Uzandı, beni gözyaşlarımdan öptü. “Zor olan kaybettiklerinle yaşamak.”
Islanmış kirpiklerimi araladığımda başını boynumdan çekti. Sıcak nefesini yüzümde hissediyordum. “Sevdiklerini kaybetse bile yaşama meydan okumaya devam eden insanları kimse yenemez,” diye mırıldandı. Her şeye rağmen bana umut olmaya devam ediyordu, bu beni kahrediyordu. Kimsenin kalbi böyle güzel olmamalıydı.
“Her şeye göğüs gerip bugünlere gelmişken şimdi bana sakın pes edeceğini söyleme.”
Yüzümde buruk bir tebessüm belirdi. “O güzel gözlerini gözlerimden çek,” diye fısıldadım. “Yoksa dünyada güzel bir şeyler kaldığına inanmak zorunda kalacağım.”
“Sen varsın,” dedi.
“Ve sen bana her şeyi en başından anlatacaksın. Bu gece büyün korkularını kâbuslarına hapsedeceksin ve güneş bizim için doğacak. Söz mü?”
“Söz,” diye fısıldadım. “Güneş bizim için doğacak.”
Tuna, sanki ruhumun içini görebilsin diye açık bıraktığım kuytu bir aralıktan beni seyrediyordu, öyle güzel izliyordu ki ona söyleyemediğim her şeyi sıcak kahve gözleri içine çekip sarmalıyordu. Bu adam sanki tek kelime etmesem de beni hep anlayacakmış gibi bakıyordu.