Aslında hepimiz birbirimiz gibiyiz. Yaşadığımız bu acımasız zaman ve zeminde herkes kendini nasıl hissediyorsa biz de öyle hissediyoruz. Yalnızız, çağı anlamaya çalışmaktan vazgeçtik, hayattan aşırı yorgunuz ve depresyonun kucağında oturuyoruz.
Dün başlayıp bugün bitirdiğim, uzun zamandır hissetmediğim o “bir sonraki bölümde ne olacak?” merakını bana yeniden yaşatan bir roman oldu Kadınlar Ormanı. Yazarın kalemi o kadar akıcı ve sürükleyici ki, sayfalar fark etmeden akıp gidiyor. Uzun süredir bir kitabı bu kadar merak duygusuyla okumamıştım.
Roman, Meksika’da erkeklerin neredeyse hiç olmadığı bir dağ köyünde yaşayan kadınların ve kız çocuklarının hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Erkekler sınırı geçip Amerika’ya gitmeye çalışıyor; geride kalan kadınlar ise hem yoksullukla hem de kartellerin tehdidiyle baş başa kalıyor. Kartellerin varlığı, köydeki hayatın üzerine sürekli bir korku gölgesi düşürüyor.
Bu yüzden doğan kız çocukları görünmez kılınmaya çalışılıyor. Saçları kısa kesiliyor, bol kıyafetler giydiriliyor; güzellik bir avantaj değil, risk olarak görülüyor. Bazı sahneleri okurken gerçekten ürperdim. Bir noktada “coğrafya kaderdir” dedim ve kendi coğrafyama şükrettim.
Romanda çocuklukla korkunun iç içe geçtiği, masumiyetin çok erken kaybolduğu bir dünya var burada. Okurken sık sık öfkelendim, özellikle erkek egemen düzenin yarattığı yıkım karşısında. Roman, bireysel hatalardan çok, sistematik bir eşitsizliği gözler önüne seriyor.
Kadınlar Ormanı, “kadın olmak dünyanın her yerinde zor” gerçeğini sert ama etkileyici bir dille anlatıyor. Hem çok üzücü hem de uzun süredir hissetmediğim bir edebi heyecanı yaşatan bir kitaptı. Etkisi kolay kolay geçmeyecek gibi görünüyor.
Kitabın filminin de olduğunu öğrendim ama kitabın etkisinden çıkmam biraz zaman alacak gibi duruyor. Filmi daha sonra izleyeceğim.
Okuyucusu, izleyicisi çok olsun!
Kadınlar OrmanıJennifer Clement · Siren Yayınları · 20252,119 okunma