Ahh Charlie… Algernon’a Çiçekler okurken sana ne kadar üzüldüm, anlatamam. Uzun zamandır bir kitap karakterini bu kadar benimsememiş, ona sarılmak istememiştim. Ama Charlie tam olarak böyle bir karakter oldu benim için.
Romanda yalnızca bilimsel bir gelişimi değil, aynı zamanda derin ve acı verici bir farkındalık sürecini okuyoruz. Zekâsı arttıkça geçmişini, insanların ona karşı gerçek tavırlarını ve kurduğu ilişkilerin sahiciliğini görmeye başlayan Charlie; bilgi ile mutluluk arasındaki o rahatsız edici gerilimi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Her şeyi anlamak, her zaman daha iyi hissetmek anlamına gelmiyor…
Eserde en çok etkilendiğim noktalardan biri de anlatım biçimiydi. Charlie’nin tuttuğu ilerleme raporları sayesinde hikâyeyi doğrudan onun zihninin içinden okuyoruz. Bu da okurla karakter arasında çok güçlü ve sarsıcı bir bağ kuruyor.
Aynı zamanda bu muhteşem eser, insanların empati yoksunluğunu insanın iliklerine kadar hissettiriyor.
Sonuç olarak kitap, zekânın bir lütuf mu yoksa bir yük mü olduğu sorusunu cevapsız bırakıyor; ama okuyucunun zihninde derin ve kalıcı bir iz bırakmayı başarıyor. En güçlü yanı da burada yatıyor: Seni sadece düşündürmekle kalmıyor, aynı zamanda derinden hissettiriyor. Charlie’nin yolculuğu sona erdiğinde geriye yalnızca bir hikâye değil, insan olmaya dair ağır ama gerçek bir sorgulama kalıyor.