"Anılar öldüremez. Dayanamayacağın kadar acıtır, belki. Ona direnebilirsek de bizi içine çeken boğucu bir dehlizden, üzerinde yürüdüğümüz bir denize dönüşür. Mesafeleri katedebiliriz. Ona hükmeder kendi irademizi kabul ettiririz."
"Nasıl dayandım? Nasıl dayandık ve yaşadık, bir yudum su boğazımıza durup bizi boğmadan akarken? Dayandığımız şeyleri yeniden ortaya dökmenin ve konuşarak yinelemenin ne faydası var? Ölüm anında sevdiğimizi kefenleriz. Rahmet okuyarak onu sarar, yeri derince kazarız. Ağlarız. Hayata devam edebilmek için onu gömdüğümüzü biliriz. Hangi akıllı sevdiklerinin mezarlarını deşmek ister ki? Anıların arkasından koşmamın mantığı ne? Hem de o, başıboş ve perişan bir halde kendi kendinden kaçmaya çabalarken. "
"Beklemek hayatla birlikte ayrılmadan durur, alternatifi yoktur. Tren istasyonunda bekliyorsundur, aynı zamanda seni doğu, batı, kuzey, güney yönüne doğru götüren trenlere binersin. Çocuklar doğurur, onları büyütürsün, eğitim alır işe girersin, âşık olursun ya da ölülerini gömersin. Başına göçmüş olan evini yeniden tamir edersin. Veya yeni bir ev inşa edersin, istasyonda durmuş bekliyorken."