Seza Hanım Ve Kedileri
Dilara Ayşe Akdeniz
“Ey görklü yağmur, ne olur yağmayı bırak.
.
Kalem, kılıçtan keskin ve yıkıcıdır. Bunu da kendi kendi kalemimle
ağırlaşmış kalbimden öğrendim.”
Her öykü bir geçitti. Tam Tanpınar’ın dediği gibi “uyandım, uyanıyorum. Zihnin oyunu bitti. Şimdi kendi kapımdayım. Biraz sonra içeriye, oradan da dünyaya gireceğim.” Her karakter kendi kapısına
döndü. Bu dönüş bir yuvaya kavuşma neşesi değil başka bir hayatın olabileceğine ait hayal kırıklıydı. Anlatıdaki bu yolculuk önce hayal kurdurdu, yaşadı, bazıları yaşlandı, direndi ve sesler tükendi. Her şeyin bir sonu vardı, öyküler bitti. Başka bir hayatta, ruhta devam
etmesi ve tecelli etmesi umuduydu belki sonsuz olurlar. Ormanda ölüm yokmuş belki uluçınar ölmez, zaman sarmalında yine ve yeniden salınırız öykümüzün içerisinde ya da kendi gülşiir ülkemizi inşa ederiz. Ki o Gülşiir öyküsü, yön kaybetmişlere yazılmış sanki.
Şiire gazele diyor şarkıda evet tam o gönül verenlere, kendini kelimelere kaptırdıktan sonra gönlü nerede bilmeyenlere.
“keşke kendi elime ayağıma dolanmasam” keşke her an telafinin mümkün olduğunu unutmasak. Hata insana mahsus. Aciziz. Cennetten
kovulanız ama bir yandan da telafisi için fırsat verileniz. Kendimizle yüzleştik. Hiç unutulmaması gereken budur. Anda kalmak hep
hatırlamak ve yürümekti.
“insanın yazdıkları yaşayacaklarına gebeymiş, bunu da bir huş
ağacının altında gün batarken öğrendi.
.
Her uyunış kendi derinliğimizden yukarı doğru uzanmış bir sıçrayıştır. Şiddetle düşerken öğrendim.”
Aklımızla başımız belada. Akletmek kalbe atfediliyor. Kalbimiz yorgun. Yeniden öyküye sığınıp hikayenin geçitten önceki kısmına
hayran oluyorum, hayal kuruyorum. Gerçek hayata dönmeden evvel asıl hikaye orada yaşanıyor. Acıya, hüzne ve masala doyuruyor içimdeki beni. Bittiğinde