Büyük adamları anlamak zordur, dertlerine ortak olup, yüksünmeden taşıdıkları yüklerini üleşmek çok daha zordur. Koca bir ömrün adandığı, uğruna sıkıntılar çekilen, hor görülen, cemiyetten tecrit ettiren davanın ne ve ne için olduğunu fehmetmek ise oldukça elzemdir.
Üstad'ın eserlerini okurken Salih Mirzabeyoğlu'nun "Mevzuunda derinleşsene!.. Hangi mevzuda ne gördüysen, onu kendi mevzuunda tüttürsene, göstersene!.." sözleri kulağımda yankılanıp duruyor.
Nitekim o mevzusunda derinleşen, eleştirdiği Batı kültür ve medeniyetine hâkim, Doğu Medeniyetlerine de agâh bilgece bir tutum içerisinde. Tabloya uzaktan bakıp, bütününü okuyarak çağ okumalarını yaparken bir çerağ gibi önümüzü aydınlatıyor Üstad. Karanlıkları, çirkinlikleri, sahtelikleri, yanlışları, aldatılmışlıkları bizlere gösteriyor. Sezai Karakoç'un sanırım en sevdiğim yanı korkutmakla kalmayıp, muştulaması. Tamam, bir karanlık var lakin sanıldığı gibi ışık hiç de uzakta değil. Şartlar ne kadar zorlarsa zorlasın, düşülen bu bataklıktan kurtulmanın bir çaresi var. Umut her daim var, çünkü Allah var. Daima hatırlatıyor bizlere bunu Üstad; güneş gibi tepemizde bulunan ilahi yardımın bizden uzak olmadığını, bizim tek yapmamız gerekenin perdeleri kaldırmak olduğunu...
Üstad bir diriliş eridir, medeniyet şairidir, umudun şairidir, aynı zamanda da bir mütefekkirdir. Sloganları ezberlemeyi bir kenara bırakıp Üstad'ı anlamak için sıklıkla kullandığı kelimeleri deşme ve onların muhtevasına inme zamanı şimdi. Din onun için ne anlam ifade ediyor? Medeniyet derken neyi kastediyor? Diriliş ne demek? Diriliş erleri kimlerdir? gibi soruların cevaplarına buyrun hep birlikte bakalım:
Allah'ın indinde din İslâm'dır, İslâm'dan başka din yoktur, ötekiler batıl inanç sistemlerinden başka bir şey değildir. Ehli kitap çıkışlarında