Tomris Uyar’ı biraz magazinsel olacak ama öykülerinden, çevirilerinden önce; şiire ilgi duymaya başladığım zamanlarda aşkı anlatımına hayran kaldığım, bütünleştiğim, hayalimdeki romantik adam tanımına uyan, şiiri sevmeme neden olan Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever gibi sevdiğim şairlerin hayatını araştırırken sürekli karşıma çıkmasıyla fark ettiğim kadın olarak anımsarım. Ama beni asıl kendisine bağlayan yanı aşkları değil elbette. Öncelikle bilge, esprili, acımasız ve çok zeki bir kadın olduğunu düşünüyorum. Adını koyamadığım bir nedenden belki de eyvallahı olmayan cool tavrı yüzünden bir diğer sevdiğim kadın Virginia Wolf’le özdeşleştiriyorum. Sonrasında ise; kendisiyle benim de savunduğum bir düşüncede ortak paydada birleşiyor olmamız. Bizi birleştiren ortak paydada Tomris şöyle diyor:“İlişkilerimde hep kendime bir dokunulmazlık alanı oluşturmuşumdur. Başkasına verdiğim yaratma, tek başına düşünme ve yalnız kalma özgürlüğünün bana da verilmesini isterim.” Bunların haricinde yazarlığına birazdan değineceğim ama bir kadın düşünün; Ülkü Tamer şiirinde tanrılaştırılan, Edip Cansever tarafından ölene dek beklenen, Turgut Uyar tarafından ömür verilen ve Cemal Süreya tarafından terk edilen… Hayatı anlamlandıran şiirlerin sahibi şairler, kalbine girmiş kadını bakın nasıl anlatmışlar.
Turgut Uyar; elinden her an kaçırabilecekmiş gibi bir endişeyle sevdiği Tomris için “bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur” der.
Edip Cansever; her doğum gününde kendisine bir şiir yazdığı Tomris için; “seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki” der.
Cemal Süreya; ayrılık kararı aldığı Tomris’ten sonrasında pişman olur ve onun için “daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin” der. Özetle her kadın biraz Tomris olmak ister Gelelim edebi yönüne;
Altını çizerek söylüyorum günümüzde
MEM MAKİNESİ/ SUSAN BLACKMORE
Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” kitabının okuyucuyu iç sorgulamaya iten konusuyla yine bir diğer eseri Kürk Mantolu Madonna’ya göre daha fazla okunması gerektiğini düşünüyorum. Fakat yıllardır en çok satanlar listesinde liste başı olan, Sabahattin Ali denince aklımıza ilk gelen kitabının Kürk Mantolu Madonna olmasının nedenini merak ettim. Öyle ya neden bir “Kuyucaklı Yusuf” ya da bir ”İçimizdeki Şeytan” değil de Kürk Mantolu Madonna? İşte bunun nedeni memler olabilir mi diye düşündüm. Sorunun cevabı için arkadaşımın önerisiyle de bu kitabı okudum.
Mem kavramı ilk kez evrim , yaratılışçılık ve din konularındaki çalışmalarıyla tanıdığımız biyolog ve yazar Richard Dawkins tarafından ortaya atılmıştır. Yunanca taklit anlamına gelen “mimeme” kelimesini gen gibi tek heceli olmasını istediği için mem olarak kısaltan ve bu konuda çalışmalar yapan Darwkins’e göre; başkasını taklit ederek öğrendiğimiz kişiden kişiye geçerek çoğalan her şey memdir, zihinde depolanır ve yine taklit yoluyla aktarılır. Kalıtımsal özellikler nasıl ki genler yoluyla nesilden nesile aktarılıyorsa, bazı kültürel özelliklerde memler yoluyla nesilden nesile aktarılır. Kısacası biyolojik genlerin sosyolojik karşılığı memlerdir. İnsan zihninde üretilen duygular, kavramlar, değerler, inançlar, tutumlar ve davranışlar birer mem topluluğudur.
Bilimsel anlamda mem konusuyla ilgili çalışmalar yapan bir diğer akademisyen de Mem makinası kitabının yazarı Susan Blackmore’dur. Blackmore’a göre insanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özellik insanın taklit edebilme ve tekrarlama yeteneğinin olmasıdır. İşte beynimizin sürekli düşünmeden edememesinin sebebi de, memler tarafından sürekli düşünmeye, konuşmaya ve onları yaymaya zorlanmamızdır. Bu nedenle insan bir mem