“Ne tuhaftı şu dünya! Birtakım maddi sebepleri bilinmekle beraber, daha önce bilinmeyen meçhullerden geliniyor, doğuluyor, büyünüyor, bir zaman bir arada haşır neşir olunuyor, birbirine alışılıyor, sonra yavaş yavaş dağılınıyordu. Bütün bunlar nasıl da ağır ağır, alıştıra alıştıra oluyordu. Ezellerden ebedlere bitmez, başı sonu olmayan bir yolculuk!”
“Namus, şeref, haysiyet, devrimin yıktığı yahut da yıktığını sandığı kalıntılarla savaşmayı kendine vazife edişi hemen hemen aptallıkla denkti. Nesine lazımdı? Yalandan devrimci görünüp gizliden gizliye işini uydursa kim farkına varacaktı?”