Dönemin bedbaht gençlerinin duygularını çok güzel bir dille anlatan inanılmaz bir eser. Kitabın dili ruhunuza işliyor, Ahmed Cemil’in hislerini kendimde hissettim okurken. Aşkını ilk hissettiği yerde, daha doğrusu aşkını fark ettiği yer diyelim, o anki duygularını kendim aşık olmuşum gibi hissettim. Ahmed Cemil baskıdan bunaldığında ben de kitabı okurken aynı hislerle bunaldım. Yaşadığı dertler kendi başımdan geçiyormuş gibi hissettim.
Osmanlı’nın son dönemlerindeki gençlerin hayallerini ve dertlerini gayet iyi aktardığını düşünüyorum. Aynı zamanda, hikayenin geçtiği zamanı bilmesek aynı olayların günümüzde de yaşanabilecek olaylar olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı bu kadar beğenmemdeki en önemli sebeplerden biri Ahmed Cemil’in yerine kendinizi koyabiliyorsunuz ve Ahmed Cemil’in yaşadıklarını bir arkadaşınızın ağzından duysanız hiç de yaşanmayacak olaylar gibi gelmez. Yok artık diyeceğiniz mantıksız ve abartı olaylar konulmamış.
Raci karakterinin zamanını geçirdiği meyhanelerin, gazinoların bulunduğu ortamı bölümün başında bize anlatması sayesinde o dönemleri hiç görmediğim halde o an oradaymış gibi hissettim. Kitabın geçtiği dönemki çok kültürlü yapıyı da görebiliyoruz böylece ve o dönemde İstanbulda farklı milletlerden insanların nasıl yaşadığı hakkında da bilgi sahibi olabiliyoruz.
Bu kitabı bitirdiğim için pasta kesicem..Çok ufuk açan ve farklı bakış kazandıran bir kitap olmasının yanında okurken biraz bunaldım...Fakat yaşadığımız toplumu ve dönemi anlayabilmemiz için kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.
Sanayi toplumuna kıyasla risk toplumunda yaşananların çoğu insanın doğrudan algılama yeteneğinin dışında kalmakta ve nesnel teşhis için nitelikli uzmanın yargısını gerektirmektedir. Ulrich Beck ise kitapta bu durumu tartışmaya açıyor ve çözümler arıyor. Aynı zamanda gündelik yaşamda devam eden fakat farketmediğimiz birçok şeyi de açığa çıkartıyor.
Risk ToplumuUlrich Beck · Minotor Kitap · 2025118 okunma
Emily Henry sevdiğim bir yazardır. Ortalama bulduğum kitapları da olsa da genelde severim kalemini. Ama bu kitapta o kadar sıkıldım ki… ilk olarak konusundan sonra da hislerimden bahsedeceğim.
Konusu,Daphne düğününe az bir zaman kala nişanlısı tarafından terk ediliyor. Terk edilme sebebi de Peter’in en yakın kız arkadaşına aşık olduğunu fark etmesi.Daphne, nişanlısının peşinden Waning Körfezi’ne geldiği için burada tanıdıgı hiç kimse yok. Yaşadığı ev de Peter’a ait olduğu için bu yaz sonuna kadar kalacağı bir yer bulması gerekiyor.Nişanlısının Daphne’yi terk etmesi sebebi bu olan malum arkadaşın da hayatında biri var,Miles.O da terk edilince iki derbeder Miles’in evde yaşamaya başlıyorlar. Çiftimizin yaşadıklarını okuyoruz.
Genel olarak eleştireceğim bir yorum olacağı için Spoiler verebilirim ,şimdiden uyarayım. İlk olarak çeviri kaynaklı mı yoksa yazarın kitabı mı böyleydi bilmiyorum kitap böyle elimde akıp gitmedi bir türlü. Çevirmene de haksızlık yapmak istemiyorum. Bu kitaba başlamadan önce çevirmenin diğer çevirdiği kitabı okuduğumu fark ettim. Orada böyle bir sorun yoktu. Ama daha önce yazarın okuduğum kitaplarında da bu tarz bir sorun olduğunu hatırlamıyorum. Çünkü olsaydı bu benim yazara bir daha şans vermemi zorlaştırıyor. Yani böyle sanki fantastik bir kitap okuyormuşum gibi aynı cümleleri dönüp dönüp tekrar okudum. Anlamadığım yerler oldu yani romantik bir kitaptan bahsediyoruz.
Kitaptaki ana karakterlerin hiçbirini yükselmedim.Daphne’nin baba kaynaklı güven sorunları var anlıyorum. Ama mükemmel bir anne tarafından yetiştirilmiş. Elbette babasının yerine dolduramaz ancak Miles’in bir tane ebeveynini bile iyi değil. Ve berbat ebeveynlerine rağmen kız kardeşini onlardan korumak adına ciddi bir çaba sarf etmiş. Böyle bir durum olunca Daphne’nin hali biraz bana
Bazı kitaplar vardır, okurken keyif alırsınız. Bazıları vardır, bittiğinde sizi düşünmeye zorlar. Knut Hamsun’un Açlık’ı benim için ikinci gruptaydı.
Kitap boyunca ismini bilmediğimiz bir yazar adayının açlıkla mücadelesini okuyoruz. Fakat bu mücadele sadece yemek bulmaya çalışan bir insanın hikâyesi değil. Gurur, yalnızlık, çaresizlik ve insan psikolojisinin sınırları üzerine oldukça sarsıcı bir anlatı.
Romanın en etkileyici yanı, açlığın insan zihninde yarattığı değişimleri bu kadar gerçekçi verebilmesi. Kahramanın düşünceleri, kararları ve duyguları sayfalar ilerledikçe değişiyor. Bazen ona hak veriyor, bazen neden böyle davrandığını anlayamıyor ama her durumda onunla birlikte yoruluyorsunuz.
Açıkçası kitabı okurken bazı bölümlerde bunaldım. Sanırım yazarın amacı da buydu. Açlığı sadece okumuyor, bir ölçüde hissediyorsunuz. Bu yönüyle okuması kolay ama etkisi ağır bir kitap.
Nobel ödüllü bir yazarın kaleminden çıkan bu eser, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ güncelliğini koruyor. Çünkü aslında anlattığı şey açlıktan çok insanın hayatta tutunma çabası.
Benim için unutulmaz bir okuma deneyimi oldu.
çok büyük beklenti ile başlamıştım ama hiiçç karşılamadı hatta cok bunaldım okurken desem yeridir begenemedim maalesefki, kitabın sonu yine bi tık iyiydi ama oraya gelene kadar cok sıkıldım diyebilirim
Ali Hazelwood'dan okuduğum ilk kitap ve büyük ihtimalle devamı gelmeyecek.
Çok başarılı ve akademik kariyeri olan kız ve
yine çok başarılı ve insanüstü yakışıklılığa sahip oğlan.
Romantik komedi mi okuyoruz ders mi çalışıyoruz? Bu kadarı da fazla. Tamam yani anladık herkes çok başarılı, herkesin işi gücü var ama bu kadar terime gerek yok.
Ve Sadie daha ilk sayfadan sinirlerimi bozdu, çok itici bir karakter. Çok konuşuyor, boş konuşuyor, bir dizi saçma sapan batıl inancı ritüeli var. Ayrıca iç sesi... O sesin diyalogları beni bitiriyor, biraz daha düşünürse kitabı fırlatıp atacağım. Çocuk gibi. Konuşmayı bilmiyor, düşüncesiz. Hiç sevebileceğim bir kişi değil.
Her neyse bu kitap benim tarzım değil. Bana pek romantik komedi gibi de gelmedi.
Aşk ÇıkmazıAli Hazelwood · Nemesis Yayınevi · 20231,614 okunma