Sesinizin içindeki ses, onun kulağının kulağına konuşsun. Çünkü kadeh boşalıp renk unutulsa da şarabın tadının ağızda kalmaya devam etmesi gibi, ruhu da kalbinizin gerçeğini muhafaza edecektir.
Peki ya hayatı, okyanus; insanların koyduğu kanunlarıysa kumdan kuleler olarak benimsemek yerine, hayatı bir kaya ve kanunları da bu kayayı kendi tasvirlerine benzetmek için parçalayacakları bir keski olarak görenler? Ya dans edenlerden nefret eden kötürüm? Peki boyunduruğu seven, geyikleri ve karacaları da yoldan çıkmış derbederler olarak gören öküze ne demeli? Ya derisini değiştiremeyen, başkalarına çıplak ve utanmaz diyen yaşlı yılan?
Keder varlığınızda ne kadar derinleşirse, o kadar çok neşe barındırabilirsiniz içinizde. Şarabınızı döktüğünüz tas, çömlekçinin fırında pişirdiği tasın aynısı değil midir? Ve bıçakla oyulmuş olan ağacın kendisi değil midir, ruhunu sakinleştiren ut?