'Aşkın var olup olmadığını uzun süre düşündüm. Çünkü bazı şeyler vardı; dokunamıyordum ama hissediyordum. Göremiyordum ama yok diyemiyordum.
Belki de aşk tam olarak buydu.
Bir insanın varlığıyla değişmek, yokluğuyla da değişmeye devam etmek...
Garip değil mi?
Bir insanı hayatımıza alıyoruz ve onunla birlikte dünyaya baktığımız pencere değişiyor. Gittiğinde ise pencere yerinde duruyor ama manzara artık eskisi gibi görünmüyor.
İnsan bazen aşkı ulaşılması gereken bir liman sanıyor.
Oysa aşk, çoğu zaman limanın kendisi değil; denize açılma cesaretidir.
Bu yüzden aşk hem ulaşılabilir hem de imkânsızdır.
Ulaşılabilirdir; çünkü bir insanın gözlerinde, bir cümlenin içinde, bir sessizliğin ortasında karşına çıkabilir.
İmkânsızdır; çünkü onu tamamen anlamaya çalıştığın anda elinden kayıp gider.
Belki de aşk, sahip olmakla ilgili değildir.
Belki aşk, bir insanın ruhunda kendine ait olmayan bir yere dokunabilmektir.
Ve belki bu yüzden bazı aşklar yarım kalır.
Ama yarım kalan her şey eksik değildir.
Bazı hikayeler tamamlanmak için değil, insana kendisini anlatmak için vardır.
Aşk da bazen böyledir.
Sana birini vermez.
Ama seni sana verir.
İşte bu yüzden aşkın varlığına inanıyorum.
Çünkü bazı insanlar hayatımızda kalmasa bile, bizde bıraktıkları iz yaşamaya devam eder.
Ve insan, unutamadığı kişileri değil;
Onların içinde uyandırdığı kendisini özler.
Aşk nedir, diye sordular.
Rüzgâr geçti.
Cevap vermedi.
Çünkü bazı şeyler anlatılmaz, Sadece değip geçer.
Bir kedinin güneşte uyuyuşunda,
Bir çocuğun gökyüzüne ilk kez bakışında,
Kıyıya vurup geri dönen denizde,
Sabaha karşı susan kuş seslerinde,