Ben seni en çok ruhun için mi sevmiştim, yoksa tenime yanlış bir kader gibi uyan o ışıltılı tenin için mi?
Yoksa ben senin ruhundan, varlığından çok, ışıklı teninden daha örtülü olan gözlerinden çok, sana bile rakip olan o doyumsuz, başıboş, o küstah şehvetini mi sevmiştim?
Ve bir gün oldu, bir daha hiç aramadı beni. Çünkü o da anlamıştı : Benzerler arasındaki aşk bu hayatın kurallarına çarpınca ışığı gören filmler gibi solar...
Ne söyleyeceğimi bilemediğim, süslü sözler kuramadığım bir ruh hali içerisindeyim. Kitaptaki sözlerin derinliğine, melankolisine, gerçekliğine hayran kaldım resmen. Sonu sürprizliydi ve şu an hala kendime gelemediğimi belirtmek istiyorum. Neyse ya. Yorum bile yapamıyorum. Çok iyi kitap. Okuyun bence :)
Kendi dursa, kafasındaki tilkileri koşan adam... Sussa, beyninde çığlıklar kopan adam...Üzüntüsünü okyanusundan dışarı atmak için, kendinden vazgeçen adam... Elimde olsa ömrümü, yaldızlı bir pakete sarıp ellerine bırakırdım. Al, ne yaparsan yap diye... Ama işine yaramazdı ya... İşte orası ayrı bir acının konusu.
Yalnız bir yosundum küf kokulu bir kayanın altında, özgürleşiyorum... galiba.