Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya
Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara
Bir balığın uykusunu düşlerdim
Karanlık sularda kaybettiği rüyaları,
Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım
Merak ederdim ne konuşurlar aralarında?
Sen beni hep merak ederdin,
Sen beni hep yemeğe beklerdin,
Seni sıcacık evimizde bulduğumda
İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu
Balığın karanlık uykusuyla.
Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki
Dilimin ucuna.
Durmadan gece gündüz soruyorum kendime işte; sizden gelecek mektubu çarpıntılar içinde bekliyorum, boşuna yiyorum kendimi; bir hafta durmamacasına taşa çivi çakmakla görevlendirilmişim sanki, ama çivi de işçi de benim Milena.
Durmadan soruyorum kendime, anladı mı verdiğim karşılığı diyorum, ama öyle bir hava içindeydim ki, başka türlü olamazdı yanıtım; aşırı yumuşaktı bile, aşırı aldatıcı aşırı göz kamaştırıcıydı.
Son sırada, pencere yanında bir yerim olsun isterdim. Bir saat oturabilirsem yeterdi bana, bir daha yüz yüze gelmek istemezdim seninle. (Nasıl olsa hiç yüz yüze gelmeyeceğiz ya!) Yollara düşmekten de yetti, yazmayacağım artık. Bitmek bilmeyen bu ak kağıtlar adamın gözüne batar, durmadan onun için karalarız.