• ümitlerini güvercinler gibi uçurmuş

    binlerce defa kaybetmiş ümitlerini
  • Bu güvercinler uçmayıp karşıdan karşıya yürüyerek geçiyor hâlâ anlam vermiş değilim.
  • Bir coşku var içimde bugün kıpır kıpır
    Uzak çook uzak biryerleri özlüyorum.
    Gözlerim parke parke taş duvarlarda
    Açılıyor hayal pencerelerim
    Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum...
    Kekik kokulu koyaklardan aşarak
    Güvercinler ülkesinde dolaşıyor bir çeşme başı arıyorum
    Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
    Mis gibi nane kokuları arasında kendimi dinlemek istiyorum...
    Zikre dalmış herşey,güne gülümserken papatyalar dualar gibi yükselir ümitlerim
    Güneşle kol kola kırlarda koşarak siz peygamber çiçekleri toplarken
    Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
    Huzur dolu içimde ben sonsuzluğu düşünüyorum
    Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum
    Durun kapanmayın pencerelerim
    Güneşimi kapatmayın beton çok soğuk #ÜŞÜYORUM !!!
    #MUHSİNYAZICIOĞLU
  • "İsterdim ki kelimeler çiçek çiçek eşiğine yağsın, isterdim ki kelimeler yıldız yıldız aydınlatsın odanı. Sönen gözlerimin bütün aydınlığı kıvılcımlaşsın onlarda... Kelimeler buseleşsin ve güvercinler gibi, kuğular gibi uçsun sana..."
  • Demirci ocağı ve hız - işte zamanımız!
    Ses, ışığın hızıyla gidiyor.
    Yıldırım, batıyor uzun bir çivide
    Dipsiz okyanusta bir gemi gibi.
    Ve insanoğlu hafif bir araçta
    Kesiyor havayı kanatlanmışçasına.
    Aşk, gizemden de yücelikten de yoksun
    Daha doğar doğmaz ölüyor usançtan.
    Kent - bu bir kafestir
    Öldürülmüş güvercinler ve aç gözlü avcılar deposu;
    Ve eğer parçalansa vücut, yarılsa insan göğüsleri
    Yürek değil, buruşuk, kurumuş bir kara erik çıkacak oradan.
  • Eylül sabahının serinliğini 
    Yaprakların serinliğini 
    Ciğerlerime dolduruyorum 

    Sessizlik ve serinlik 
    Birleşiyor 
    Yıkanmış güvercinler 
    Ve çok uzakta bir tren sesi 

    Her zaman yeniden başlamak duygusu 
    Doğuyor içimde 
    Her uyanışımda 

    Düşmanlarımı bağışlıyorum 
    Daha çok seviyorum dostlarımı 
    Her uyanışımda 

    Eylül sabahının serinliğini 
    Yaprakların serinliğini 
    Yüreğime dolduruyorum


    Ataol Behramoğlu
  • Seccaden kumlardı...
    Devirlerden, diyarlardan
    Gelip göklerde buluşan
    Ezanların vardı.

    Mescit mümin, minber mümin..
    Taşardı kubbelerden Tekbir,
    Dolardı kubbelere "amin"!

    Ve mübarek geceler, dualarımız,
    Geri gelmeyen dualardı.
    Geceler ki pırıl pırıl,
    Kandillerin yanardı!

    Kapına gelenler ya MUHAMMED,
    - Uzaktan, yakından -
    Mümin döndüler kapından!

    Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;
    İki dünyada aziz ümmet,
    MUHAMMED ümmetiydi.

    Konsun yine pervazlara
    Güvercinler;
    "Hu hu"lara karışsın
    Aminler..
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!

    Şimdi SENİ ananlar, anıyor ağlar gibi..

    Ey yetimler yetimi,
    Ey garipler garibi;
    Düşkünlerin kanadıydın,
    Yoksulların sahibi..
    Nerde kaldın ey RESUL,
    Nerde kaldın ey NEBİ?

    Günler, ne günlerdi, ya MUHAMMED;
    Çağlar ne çağlardı:
    Daha dünyaya gelmeden
    Müminlerin vardı..
    Ve bir gün ki gaflet
    Çöller kadardı,
    Halime’nin kucağında
    Abdullah’ın yetimi,
    Amine’nin emaneti ağlardı!

    Hatice’nin goncası,
    Aişe’nin gülüydün.
    Ümmetin gözbebeği,
    Göklerin RESULÜYDÜN..
    Elçi geldin, elçiler gönderdin.
    Ruhunu ALLAH’a,
    Elini ümmetine verdin.
    Beşiğin, yurdun, yuvan
    Mekke’de bunalırsan
    Medine’ye göçerdin.
    Biz bu dünyadan nereye
    Göçelim, ya MUHAMMED?
    Yeryüzünde, riya, inkar, hıyanet
    Altın devrini yaşıyor..

    Diller, sayfalar, satırlar
    "Ebu Leheb öldü"diyorlar:
    Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED;
    Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!

    Neler duydu şu dünyada
    Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
    Ne adlar ezberledi, ey NEBİ,
    Adına alışkın dudaklarımız!
    Artık, yolunu bilmiyor;
    Artık, yolunu unuttu
    Ayaklarımız!
    Kabe’ne siyahlar
    Yakışmamıştı, ya MUHAMMED,
    Bugünkü kadar!

    Haset gururla savaşta;
    Gurur, Kaf Dağı'nda derebeyi..
    Onu da yaralarlar kanadından,
    Gelse bir şefkat meleği.
    İyiliğin türbesine
    Türbedar oldu iyi!

    Vicdanlar sakat
    Çıkmadan yarına.
    İyilikler getir, güzellikler getir
    Adem oğullarına!

    Şu gördüğün duvarlar ki
    Kimi Taif’tir, kimi Hayber’dir.
    Fethedemedik ya MUHAMMED,
    Senelerdir.

    Ne doğruluk, ne doğru;
    Ne iyilik, ne iyi..
    Bahçende en güzel dal,
    Unuttu yemiş vermeyi.
    Günahın kursağında
    Haramların peteği!

    Bayram yaptı yabanlar;
    Semave’yi boşaltıp
    Save’yi dolduranlar.
    Atını hendeklerden-bir atlayışla-
    Aşırdı aşıranlar.
    Ağlasın Yesrib,
    Ağlasın Selman’lar!

    Gözleri perdeleyen toprak,
    Yüzlere serptiğin topraktı.
    Yere dökülmeyecekti, ey NEBİ,
    Yabanların gözünde kalacaktı!

    Konsun yine pervazlara
    Güvercinler;
    "Hu hu"lara karışsın
    Aminler.
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!

    Ne oldu, ey bulut,
    Gölgelediğin başlar?
    Hatırında mı, ey yol,
    Bir aziz yolcuyla
    Aşarak dağlar taşlar,
    Kafile kafile, kervan kervan
    Şimale giden yoldaşlar!

    Uçsuz bucaksız çöllerde,
    Yine, izler gelenlerin,
    Yollar gideceklerindir.

    Şu tekbir getiren mağara,
    Örümceklerin değil;
    Peygamberlerindir, meleklerindir.
    Örümcek ne havada,
    Ne suda, ne yerdeydi.
    Hakkı göremeyen
    Gözlerdeydi!

    Şu kuytu, cinlerin mi;
    Perilerin yurdu mu?
    Şu yuva-ki bilinmez,
    Kuşları hüdhüd müdür,
    Güvercin mi kumru mu?
    Kuşlarını bir sabah,
    Medine’ye uçurdu mu?

    Ey Abva’da yatan ölü,
    Bahçende açtı dünyanın
    En güzel gülü;
    Hatıran, uyusun çöllerin
    Ilık kumlarıyla örtülü!

    Dinleyene, halâ,
    Çöller ses verir:
    "Yaleyl! " susar,
    Uğultular gelir.
    Mersiye okur Uhud,
    Kaside söyler Bedir.
    Sen de, bir hac günü,
    Başta MUHAMMED, yanında Ebubekir;
    Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
    Destan yap, ey şehir!

    Ebubekir’de nur, Osman’da nurlar.
    Kureyş uluları, karşılarında
    Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
    Ali’nin önünde kapılar açılır,
    Ali’nin önünde eğilir surlar.
    Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
    Hakk’ın yiğitleri, şehit olurlar.

    Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
    Yerde kalmazdı ruh.. kanatlıydı.

    Konsun-yine-pervazlara
    Güvercinler;
    "Hu hu"lara karışsın
    Aminler.
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,
    Ya MUHAMMED, yarına;
    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
    Adem oğullarına!

    Yüreklerden taşsın
    Yine, imanlar!
    Itri, bestelesin Tekbir’ini;
    Evliya okusun Kur’an’lar!
    Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın
    Kayışzade Osman’lar!

    Naatını Galip yazsın,
    Mevlid’ini Süleyman’lar!
    Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
    Geri gelsin Sinan’lar!
    Çarpılsın, hakikat niyetine
    Cenaze namazı kıldıranlar!

    Gel, Ey MUHAMMED, bahardır.
    Dudaklar ardında saklı
    Aminlerimiz vardır! ..
    Hacdan döner gibi gel;
    Mirac’dan iner gibi gel;
    Bekliyoruz yıllardır!

    Bulutlar kanat, rüzgar kanat;
    Hızır kanat, Cibril kanat,
    Nisan kanat, bahar kanat;
    Ayetlerini ezber bilen
    Yapraklar kanat..
    Açılsın göklerin kapıları,
    Açılsın perdeler, kat kat!
    Çöllere dökülsün yıldızlar;
    Dizilsin yollarına
    Yetimler, günahsızlar!
    Çöl gecelerinden, yanık
    Türküler yapan kızlar
    Sancağını saçlarıyla dokusun;
    Bilal-i Habeşi sustuysa
    Ezanlarını Davut okusun!

    Konsun-yine-pervazlara
    Güvercinler;
    "Hu hu"lara karışsın
    Aminler..
    Mübarek akşamdır;
    Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!