GARİP
Şiir, yani söz söyleme sanatı, geçmiş yüzyıllar
içinde birçok değişikliklere uğramış; en sonunda
da, bugünkü noktaya gelmiş. Bu noktadaki şiirin
doğru dürüst konuşmadan oldukça ayrı
olduğunu kabul etmek gerek. Yani şiir bugünkü
durumuyla, doğal ve günlük konuşmaya göre
bir ayrılık göstermekte, bir ölçüde garip
karşılanmaktadır. Fakat işin hoş yanı, bu şiirin
birçok atılımlar sonucunda kendini kabul
ettirmiş, bir gelenek kurarak da, sözü geçen
garipliği ortadan kaldırmış olması. Yeni doğup
bugünün aydınınca eğitilen çocuk kendini
doğrudan doğruya bu noktada kavrıyor. Şiiri,
kendine öğretilen koşullar içinde aradığından,
bir doğallaşma isteğinin ürünü olan yapıtları
şaşkınlıkla karşılıyor. Garip anlayışı,
öğrendiklerini doğal kabul edişinden gelmekte.
Ona buradaki göreceliği göstermeli ki
öğrendiklerinden kuşku duyabilsin.
Gelenek, şiiri nazım dediğimiz bir çerçeve
içinde korumuş. Nazmın bellibaşlı öğeleri
vezinle kafiyedir. Kafiyeyi ilk insanlar, ikinci
satırın kolay hatırlanmasını sağlamak için, yani
yalnızca belleğe yardımcı olmak amacıyla
kullanmışlardı. Fakat onda sonradan bir güzellik
buldular. Onu, varlık nedeni aşağı yukarı aynı
olan vezinle birlikte kullanmayı bir beceri
saydılar. Şiirin de kökeninde, öbür sanatlarda
olduğu gibi, böyle bir oyun özlemi vardır. OBu
İçine akan yaşamak güzel... Yaşamak ki her şeyiyle hırpalanmak... Yürürken bile ayaklarının altının toz tutması, sertleşmesi, her sevişmedeki beden alınganlığı, her dostane dert, kayıp-kazanış...