Ülüş, hanedan veraset sistemidir. Çok kabadır. Hanedan üyelerinin hepsi kut'una eşit derecede sahip; o yüzden birbirleriyle savaşıyorlar. Burada adeta "Ya Sezar'ım ya hiçbir şey" (aut caesar aut nihil) anlayışı var. Ya devlet başa ya kuzgun leşe. Bu sistem Selçuklu ve Osmanlı'da da devam etmiştir. Ta ki 18. yüzyıla, hatta 19. yüzyıla kadar.
Türk boyları islamı doğrudan doğruya medeni ilişkiler dediğimiz kültürel ve ticari ilişkilerle kabul etmişlerdir. Açık olan şudur ki bize islamı öğretenler İranlılardır, Araplar değil. Kabul ettiğimiz Arap alfabesindeki ek harfler ve bazı dini terimler (peygamber, namaz, oruç) farsçadan gelir.
İnsanların ilk aşk nöbetine iki defa yaklanmadıklarına pek memnunum. Şairler ne derlerse desinler, bu hem hastalık, hem de ağır bir yüktür. Yirmi bir yaşındaki bir insanın her günü neşeli geçmiyor. Ufak tefek zaafları, yersiz endişel'eri oluyor insanın, çabucak kırılıyor, yaralanıyor, önüne ilk çıkan ökseye basıyor ... Rüştünü ispat etmiş olan bir ruh vicdan rahatlığı ile yalan söyler, keyifli keyifli yalan söyler, ama çok genç çağda dil sürçer yalan söylerken.