Cesaret etmekten çekinmenin tevazu olduğunu, alçakgönüllü bir tutum olarak Tanrı’yı muhakkak memnun ettiğini düşünerek kendimizi kandırıyoruz.. Hayır, hayır! Cesaret etmemek Tanrı’yı aptal yerine koymaktır. Çünkü onun sende asıl beklediği ileri atılmandır.
Ruhun dünyasında da meşgale içinde olmak, başkalarına ayak uydurmak, oraya buraya koşuşturmak bireyin kendine bir kalp oluşturmasını, sorumluluk sahibi, canlı bir ben haline gelmesini adeta olanaksız kılar. Başkaları gibi olmakla meşgul her yaşam boşa harcanmış bir hayattır, kayıp bir hayat.
İnsanlar yalnız olma konusunda umutsuzluğa kapılıyor ve bu yüzden evleniyorlar. İyi ama bu sevgi mi? Şöyle demenin daha uygun olduğunu düşünüyorum: Bu, ben-sevgisidir.
Tanrı tüm iyi hediyelerin sahibidir ve onun cömertliği insanın kavrayamayacağı kadar büyüktür. Tanrı her duaya yanıt verir, ya istediğimiz şeyi ya da çok daha iyisini.
Her insanın yapabileceği en müthiş şey kendini tümüyle ve koşulsuzca Tanrı’ya vermektir. Zayıf yanlarıyla, korkularla ve her şeyiyle. İmanlı olmak, Tanrı’yı kazanabilmek için aklı kaybetmeyi gerektirir.