Tüm bunlardan dünyada iki insan ırkı olduğu sonucuna varabiliriz. Sadece iki: düzgün insanların oluşturduğu “ırk” ve ahlaksızların “ırkı.”” İkisi de her yerdeydi, toplumdaki tüm gruplara sızmış haldelerdi.
Finis kelimesi Latincede iki anlama gelir: Son veya bitiş ve ulaşılacak bir hedef. Kendi "geçici varoluşunun" sonunu göremeyen insan, hayatta nihai bir hedefi de amaçlayamıyordu. Yaşamayı, normal bir hayat süren insanın aksine, geleceğe ertelemişti. Bu yüzden de iç yaşantısının tüm yapısı değişmiş ve hayatın diğer alanlarından bildiğimiz çürüme işaretleri ortaya çıkmıştı. Örneğin, işsiz bir işçi de benzer durumdadır. Varoluşu geçici hale gelmiştir ve gelecek veya bir amaç için yaşayamaz. İşsiz kalmış madenciler üzerinde yapılmış bir çalışma, onların işsizlikten kaynaklanan bir tür zaman (içsel zaman) algısı sorunu yaşadığını ortaya koymuştur.
İnsanın kaderini ve barındırdığı tüm ıstırabı kabul etme biçimi, kendi çarmıhını yüklenmesi ve ona en zorlu koşullarda bile yaşamına derin bir anlam katma olanı sunar. Cesur, onurlu ve bencillikten uzak duran biri olabilir. Kendini korumak için verdiği acı savaşta insan onurunu unutabilir ve bir hayvandan farksız bir hale gelebilir. Burada, insanın zor bir durumun sunduğu ahlaki seviyeye erişme fırsatını kullanması veya tepmesine yönelik seçim söz konusudur ve bu da onun çektiği acılara değer olup olmadığını belirler. Bu yüksek ahlaki seviyelere sadece pek az insanın ulaşabildiği doğrudur. İnsan her yerde kaderle yüzleşir ve kendi ıstırabından bir şeyler kazanma şansını elde eder.
Yaşamda gerçekten bir anlam varsa, o halde ıstırapta da bir anlamı olmalıdır. Istırap, kader ve ölüm gibi yaşamın alaşağı edinemez bir parçasıdır. Istırap ve ölüm olmadan insan yaşamı tam olmaz.
Dostoyevski bir zamanlar, “Beni korkutan tek şey çektiklerime değmeyecek olmaktır” demişti. Bu sözcükler, kamptaki ıstırapları ve ölümleri içsel özgürlüğün asla kaybedilemeyeceğini kanıtlayan şehitleri tanıdıktan sonra sık sık aklıma geldi. Onların çektiklerine değdikleri açıktı; ıstıraplarına katlanma biçimleri gerçek bir içsel kazanımdı. Hayata anlamını ve amacını veren ve insandan asla alınamayacak olan da bu ruhsal özgürlüktür.