...kadın yalnızca yeni bir yaşamın yaratıcısı yani biyolojik ana olmakla kalmıyor, yaşamın gerekliliklerinin ilk ve temel üreticisi olarak, toplumsal ana olma özelliği taşıyor.
“dişilerde bulunan besleme, büyütme ve eğitme güdüsü, hayvanların dürtülerini değiştirmede ve giderek bu güdüleri toplumsallaşmış davranışlar halinde geliştirmede başı çekmelerine olanak sağlamıştır.”
Baca ve öteki Güney Afrika tribülerinde, "bir erkek aylık kanama dönemindeki kadına dokunursa, kemikleri yumuşayacaktır, gelecekte hiçbir savaş ya da erkekçe eyleme katılamayacaktır. " Güney Afrika'da yaşayan göçebe halk, aylık kanama dönemini yaşayan bir kadından gelecek tek bir bakışın bir erkeği o an olduğu durumda dondurup bırakacağına, onu bir ağa döndüreceğine inanır. Yeni Gine'de, bir erkek, yeni doğum yapmış bir kadını görürse, erkeğin bedeni şişecek ve kuşkusuz ölecektir; Mowat ve Duadai yerlileri de aylık kanama dönemindeki kadınla herhangi bir ilişkide bulunmanın yavaş yavaş ölmeye yolaçacağına inanırlar. Malekka adalarında yaşayan Wetarlar'ın inancına göre de, bir erkek, kadının aylık kanının bir damlasına bile değmişse savaş ya da başka bir durumda çok korkunç felaketlerle karşılaşacaktır, onu bu karayazgıdan kurtaracak hiçbir önlem yoktur. Orang Belanda yerlileri, aylık kanamadaki bir kadınla ilişki kurmanın, erkeği erkekliğinden yoksun bırakacağına inanırlar. Avustralya'da, Queensland yerlileri, bir kadının sakınmalı döneminde kaldığı bir yere yaklaşmanın bir erkeğe ölüm getireceğine inanırlar.
Toplumumuzun kadının gelişmesi yoluna ciddi engeller koymada, onun çocuk doğurma yetisinden yararlandığı yadsınmaz bir gerçektir. Ancak çocuk doğurmanın bir "eksiklik" olarak sunulması bir ölçüde yeni ve tümüyle toplumsal bir olgudur. İlkel toplumlarda bu yoktu, hayvanlar arasında da yoktur. Dolayısıyla kadının ikinci derecede bağımlı bir birey olarak kabul edilmesi, daha önceden saptanmış bir biyolojik eksikliğin sonucu değildir.