Sanki Doğa benimle uyum içindeymiş ruhumu yansıtıyormuş gibi gelirdi. Güneşi açıp da çocuklar oyun oynamak için sokaklara çıktıklarında ne kadar güzel bir gün diye herkes bu mutlulığında ben kendimi çok kötü hissederdim; benim bir türlü katılamadığım bir coşkunluk gösterisine haksızlık olarak düşünürdüm.
Sebat etsem olmaz mı? Hayır. Cihanın hareketine bağlıyım. Onun sabahında, gecesinde gördüğüm renk geçişleri bana da tesir etmiştir. Daha şu üzüntülerimi bitirmeden bir başka vaka hatırıma gelir. Bir söz, bir çehre, bir kadeh ayrı ayrı birer tefekkür yolu açar. Düşündüklerim bir değil ki! Ben bin fikirliyim. Herkesin olduğu gibi benim de özlediğim, meylettiğim, cazibesine kapıldığım vardır. İlk sevdiğim varlıktan başlarım. Kalbimin ondan kazandığı hicran yarası acı, derin bir sızıyı takiben açılır. Mezarının toprağı henüz gözlerimdedir. İri gözleri, esmer çehresi, ufak elleri şimdi firar etmeye hazır birer hayal oldu. Onun mezarının kenarında oturduğumu, orada ağladığı-mı, pişmanlığımı, benim başkalarıyla meşgul olduğumu kendi kendime söylerim. Evet, o mezar benim en gamlı zamanımda teselli bulduğum yerdir. Oraya giderim; etrafını düzeltirim, manzarası çirkin olan otları ayıklarım. Zamanın toz toprak altında kaybetmek istediği taşını yıkatır, temizletirim. Kitabesini ben yazmıştım. Fakat ne yazdım? Hiçbir şey. Taşçı benden daha fazla vâkıf ruhlara! Değiştirmiş. Başlık olarak "Hüve'l-gafürü'r-rahîm"1 yazmıştım. O da "Hüve'l hallâkü'l-bâki"2 demiş. İkisi de bir değil mi?
-Hüvel Gafûrur Rahîm
→ “O, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.”
Allah’ın affediciliğini ve merhametini anlatan bir ifadedir.
Hüvel Bâkî
→ “Baki ve ebedî olan yalnız O’dur.”
Dünyadaki her şeyin geçici olduğunu, yalnızca Allah’ın sonsuz olduğunu ifade eder.
+Yani demek istiyor ki:
Eğer bugün halim vaktim yerinde değilse, bu benim tembelliğimden değil; emeğiyle geçinen bir işçi olduğum içindir.
Benim derbederliğim, ekmek kavgamdan ve içinde bulunduğum ekonomik şartlardan kaynaklanıyor.
Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine : bir çekmece ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak yerimden penceremde demiriere yapışarak hürriyetin sütbeyaz maviliğine bir yüzük, sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım ...
Ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken ...
+Kitap okurum :
içinde sen varsın,
şarkı dinlerim :
içinde sen
Oturdum ekmeğimi yerim :
karşımda sen oturursun,
çalışırım : karşımda sen.
Sen ki her yerde "hôzırı nôzır"ımsın, konuşamayız seninle, duyamayız sesini birbirimizin : sen benim sekiz ylldır dul karımsın ...
Devlet içindeki küçük ve etkisiz kişiler, varlıklarını gösterebilmek için iki kez ayağa kalkmak zorundadır. Doğadaki küçük ve zayıf canlılar ise hayatta kalabilmek için kendi içlerinde bir sığınak (dehliz) bulmuşlardır.