Bcr

Efendimiz (sav) yeni elbise giyerken yaptığı dua: Allah'ım giydiğim bu elbisenin hayrını ve içerisindeyken işleyeceğim amellerin hayırlı olanıni senden isterim. Bu elbisenin şerrinden ve icerisindeyken işleyeceğim amellerin şerrinden de sana sığınırım." [74] Bu dua, her gün yaptığımız bir işlem olan elbise giyimi sırasında yapılması tavsiye edilen bir duadır. Efendimiz'in (sas) bu tavsiyesini anlayabilmemiz için aşağıdaki bölümü dikkatlice okumalıyız. Mustafa Özel, Rainer Maria Rilke'den bir alıntıyla bizlere çok önemli bir izlenimini aktarır: “Belli bir kıyafetin doğrudan doğruya yapabileceği etkiyi ben o zamanlar öğrendim. Bu elbiselerden birini sırtıma geçirir geçirmez o elbisenin hükmü altına girdiğimi itiraf etmek zorundaydım. O elbise benim hareketlerimi, yüzümün ifadesini, evet hatta ilhamlarımı belirliyordu. Üzerine tentene kol kapakları düşüp duran elim, benim her zamanki elim değildi asla. Elim, bir aktör gibi kımıldıyordu, evet ne kadar abartılmış gözükürse gözüksün elim kendini seyrediyordu diyebilirim. "[75] İşte Rilke'nin de ifade ettiği gibi çok basit ve önemsemediğimiz ve her gün çok sıradan bir iş gibi yaptığımız elbise giymenin insan üzerindeki etkisi bu boyuttadır. Şimdi daha iyi anlıyoruz üniformaların gücünü ve onu giyen insanın nasıl değiştiğini... Bir eşya olan elbisenin insana hâkim olmasının önündeki en büyük engel, onun bir eşya ve nimet olduğu bilincinde olmak ve o nimet ile nimetin asıl sahibi olan Allah (cc) arasında bir bağ kurmaktır. İşte bu bağ ancak dualarla kurulur. Zaten Efendimiz'in (sas) yaptığı da bu değil mi?
Sayfa 79·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Eşya Müslümandır ve hayattan izler taşır
"Taşlardan öyleleri vardır ki içlerinden ırmaklar akar, yine öyleleri vardır ki çatlar da içlerinden sular fışkırır, yine öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yukarıdan aşağı yuvarlanırlar.” Bakara , 74 Varlık âlemi içerisinde “Eşya Müslüman'dır" derken kastımız, onların kayıtsız ve şartsız Allah'a teslim olduklarını ifade etmektir. Onlar da aynen şuurlu varlıklar gibi teslim olmuş, yani Müslüman olmuşlardır. Onların bu teslimiyetleri kendilerine biçilen rolü oynamaları, yani kaderlerine teslim olmalarıydı. Onlara belirlenen kader ise Allah'ın (cc) yeryüzünün dengeli bir şekilde işlemesini sağlayan âdetullah/sünnetullah olarak da isimlendirilen tekvînî yasalarına uygun şekilde vazifelerini ifa etmeleridir.
Sayfa 75·Kitabı okudu
Allah (cc) kudsî bir hadiste nafilelerin önemini şöyle belirtir. "Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır, öyle yak- laşır ki artık ben onu severim. Onu sevdiğimde de onun tutan eli, gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı olurum."[34] Burada ifade edilen eylemler mecaz olarak anlaşılmalıdır. Ama kastedilen şey Allah'ın (cc), kulunun hayatına yön vermesi ve onu yalnız bırakmamasıdır. Allah ona feraset verir; herkes duvarı görürken o, duvarın arkasını da görür. Ona basiret verir; herkes bugünü görüp gözlerken o, geleceği görüp gözler. Ona korkusuz bir kalp, bitimsiz bir şefkat, sınırsız bir hoşgörü, hepsinden ötesi müthiş bir iç derinlik ve kalp safveti ile ruh duruluğu bağışlar. Zaten insan-Allah ilişkisinin en önemli boyutu da bu değil midir?
Sayfa 57·Kitabı okudu
İnsan pozitif ve negatif; yani övülen ve yerilen, takdir edilen ve eleştirilen özellikleri bünyesinde barındıran bir varlıktır. İnsanın bu özelliği bazı İslâm bilginlerini şöyle bir düşünceye sevk etmiştir: "Allah insanı topraktan, çamurdan, dolayısıyla maddeden yarattı. O'na kendi ruhundan üfledi. Yani insan maddeden ve ruhtan var edildi. Iste insanın negatif durumları maddeden, pozitif durumları ise ruhtan kaynaklanır
Sayfa 21·Kitabı okudu
İnsan nisyan eden bir varlıktır, yani unutan, unutmayı zatının bir özelliği haline getirendir.İbn Abbas'a (ra) nisbet edilen bir rivayette: "İnsan, Al- lah'a verdiği ahdi unuttuğu için bu ismi almıştır."(7) denir. Unutmanın bu manada iki yönü vardır. İlki; yaratılış gayesini, sorumluluklarını, Allah'a (cc) karşı ahdini, görevlerini unutması... İkincisi ise acıları, hüzünleri, dertleri, kederleri, matemleri, sevinçleri, hayatta başına gelen iyi ve kötü şeyleri unutmasıdır. Unutmanın ilki; yerilen, eleştirilen, hatta insanın ebedi kurtuluşunun heder olmasına sebep olan bir unutmadır ve gönderilen tüm peygamberler insana unuttuğu bu sorumlulukları yeniden hatırlatma vazifesi için gelmişlerdir. İkinci unutma ise hayatın devamiyeti için şarttır. İnsan unutarak yaşayabilir. En yakınını kaybeden insan, o acıyı unutamaz ise yaşayamaz, o acı altında ezilir ve hayatı kendine zindan ederdi. Unutma bu anlamda insana bahşedilmiş bir nimettir
Sayfa 21·Kitabı okudu