"Ne geçti eline kendini böyle hırpalamaktan,
tükenmekten, acı çektirmekten kendine,
etlerini üzüp , sızlatıp
uzak ölümü yaklaştırmaktan?
İnsan soylu kırılmalı hep sazlıktaki bir kamış gibi!
Ne seçkin kızlar, ne seçkin delikanlılar
götürüldü, bir düşün, ölümün eliyle,
ölüm ki hiç kimse görmemiştir onu,
ölüm ki yüzünü görmemiştir hiç kimse daha,
sesini duymamıştır hiç kimse;
insanları kırıp geçiren acımasız ölüm!"
"Herkesin övüncü o çil çil gümüş hiç bulunmasın evinde,
kaldığın yerlerin en hoşu hep kapının eşiği olsun,
hep yol kıyıları olsun barınağın,
ıssız alanlar olsun yatıp kalktığın yer,
kent surlarının gölgesi olsun dinlendiğin yer,
dikenler batsın ayaklarına, böğürtlenler sürünsün,
sarhoşlar, ayyaşlar vursun yanaklarına,
sokaktan geçtiğinde yuhalasınlar seni,
sıvacı sıvamasın evinin damındaki çatlağı,
baykuşlar yerleşsin duvarının deliklerine,
hiçbir zaman şölen verilmesin evinde..."
"Ama seni yapıp çatan benim, hey kapı,
seni ta Nippur'a taşıyan benim!
Bensiz istesen de var olamazdın.
Gelecekte bir kral kargışlasın seni,
bir Tanrı ortadan kaldırsın seni,
bir başkası da adını silsin üstünden
kendi adını koymak için!"