Kabul kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. "yüzünü dönmek", "direnmemek", "misafir etmek"anlamlarına da gelen fiilin mastarıdır. Bilinçli farkındalıkta kökenine sadık kalınan kabul, deneyimlerimize (hoşumuza giden ve gitmeyen) karşı verdiğimiz mücadeleyi ve direnci serbest bırakarak, hem deneyimimize hem de deneyimi deneyimleyene, kendimize, şefkatle yaklaşmak, şu anda ne oluyorsa olmasına izin vermek demektir.
Bir hırsızın, katilin, casusun veya hayat kadınının mesleklerini beğenmedikleri, bu yüzden utanç duydukları düşünülür. Oysa iş hiç de öyle değildir! Kaderlerinin, işledikleri hatanın yönlendirmesiyle kötü herhangi bir duruma düşen kişiler, bu durum ne denli aşağılatıcı olursa olsun, yaşam konusunda hızla yeni bir görüş ediniverirler. Böylece bu yeni durumları kendilerine çok yararlı, çok saygıdeğer görünür. Örneğin ustalıklarıyla övünen hırsızları, ahlaksızlıklarıyla övünen fahişeleri ve zalimlikleri ile övünen katilleri görmek bizi şaşırtırdı. Biz bu şaşkınlığı bu insanların çevrelerinden olmadığınız için duyarız. Gerçekten de zenginler varlıklarından -yani vurgunlarından- güçlü insanlar da güçlerinden -yani zorbalıklarından- gurur duyarlar. Fakat bizler bu duruma şaşırmayız. Bunun sebebi ise bunların çevrelerinin daha geniş olması ve bizim de bu çevre dahil olmamanızdır.
Onları cezaevine tıkıyoruz. Hiçbir iş yaptırmadan, boş boş oturtuyoruz. Ya da yine kendileri gibi baştan çıkmış, yaşamın sillesini yemiş başka insanlarla birlikte onlara sağlığa zararlı, saçma sapan bir takım işler yaptırtıyoruz. Sonra bunları en azılı canilerin arasına katıp memleket hesabına masraf ederek, Moskova ilinden İrkutsk iline sürüyoruz. Ancak bu gibi insanları oluşturan koşulları yok etmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Üstelik, onların yetiştikleri fabrika, atölye, lokanta, meyhane, genelev gibi, herkesin çok iyi bildiği yerleri de koruyoruz. Biz böyle yerleri kapatmak şöyle dursun, bunları gerekli sayıyor, üstelikte daha iyi çalışsınlar diye sahip çıkıyoruz. Böylece, bir değil, binlerce suçlunun yetişmesine neden oluyoruz. Bunlardan birini yakalayınca da kendimizi bir iş başarmış kabul ediyoruz. Bunları bir de İrkutsk'a sürgün ettik mi, her şeyin yoluna girdiğine inanıyoruz.