• Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramak yeteneğinde değil... Bu inanca karşıt fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve dışlanmış kişi olur...
  • Ustam!
    Aklım firarda.
    Gözbebeklerim de müebbet hüzün,
    Dilimde ay kesiği bir yara,
    Düşüm kırık dökük,
    Umudumun boynu bükük,
    Bir öksüzün omuzlarında sukut.
    Yüreğim sana emanet sıkı tut.
    Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
    Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

    ^^ Tuncel kurtiz ^^
  • Eğer...
    Onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
    Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup
    kalkıyorsanız gün boyu nedensiz...
    Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
    Onunlayken pervaneleşen yelkovanlar, onsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir
    akrep kadar hain...
    Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, ondan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa ve o, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
    Dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter,
    en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
    Hayat onunla güzel ve onsuz müptezelse...
    Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, onun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
    Her şiirde anlatılan oysa...
    Her filmin kahramanı o...
    Her roman ondan söz ediyor, her çiçek onu açıyorsa...
    Bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa, iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
    Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire onu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın o olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
    Mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona o diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi ona yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke o anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
    Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
    Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
    Hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
    Onsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
    Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
    Gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep onun yüzü suyu hürmetine...
    Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
    Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa...
    Nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
    Kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
    Gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
    Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
    O halde bugün sizin gününüz!..
    "Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
  • Aklım firarda.
    Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
    Dilimde ay kesiği bir yara,
    Düşüm kırık dökük,
    Umudumun boynu bükük,
    Bir öksüzün omuzlarında sukut.
    Yüreğim sana emanet sıkı tut.
    Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
    Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

    Ustam,
    Ne zaman o senin bildiğin zaman,
    Ne sevda gördüğün masallardaki.
    Eskiden,
    Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
    Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
    Mendillere yazılırdı isimler,
    Yüreklere kazılırdı gizlice.
    Sevdalılar asil ve de yürekli
    Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
    Oysa şimdi;
    Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
    Meşru sevdalardan,
    Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
    Günahkar gecelerden.

    Beni herkes sevdaya asi sanır,
    Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
    Hasret tanır,
    Zulüm tanır,
    Ölüm tanır,
    Yüzüm yüzümden utanır.

    Yorgunum ustam;
    Ne katıksız somun isterim senden,
    Ne bir tas su,
    Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
    Var gücünle asıl sükunetime,
    Çığlığım kopsun,
    Uzat ellerini güneşe dokun,
    Uyandır uykusundan,
    Tut yüreğimden ustam tut,
    Tut beni, sür güne...

    Serkan UÇAR
  • Şimdiye kadar edindiğim tecrübelere göre, bu hain dünyanın özelliklerini ve huyunu anlatayım.
    Bu dünya gelip geçici, vefasız ve dönektir.Tavırları bir genç kız gibi çekicidir.
    Ancak dikkatle incelersen ,cadı gibi olduğunu görürsün. Ara sıra kendini sevdirir.Tutmaya kalkışırsın el vermez. Seveni sevmez, sevenden geyik gibi kaçar. Kaçana sarılır,ayağına kapanır.Bir ara süslenir,peşine düşer.Bir ara görmezlikten gelir,yerden başını kaldırmaz.
    Bir ara sana göz ucuyla bakar,nazlanır.
    Ne kadar yakalamak istersen iste yakalayamazsın.Bu dünya bu yüzden pek çok beyleri ihtiyarlattı.Ama kendisi bir türlü ihtiyarlamadı.Nice beyler göçtü gitti, yine de onun sözü kesilmedi..