• Ne yazık ki, muktedirler çoğunlukla hukuk ve adalet hep avam için gerek olur zannederler, iktidarlarında alabildiğine, gaddar ve zalimdirler.
    Onlara göre anayasa, meclis, hukuk, adalet, yargı vs. birer ayak bağı ve gereksizdir.
    Oysa tarih bize gösteriyor ki, hukuk ve adalet öncelikle muktedirler için gereklidir.
    Zira onların ayakları bir kez kaymaya görsün. O yok ettikleri hukuk ve adaleti mumla ararlar da bulamazlar.
    İşte II. Abdulhamid ve Menderes buna en güzel örnektir.
    Bayındırlık ve eğitim hizmetleri inkâr edilemez olmasına rağmen II. Abdulhamid, korkuları, vehimleri nedeniyle devletin kurumlarını, yetişmiş aydın ve askerlerini dışlayıp ülkeyi yeteneksiz bir kadro ile yönetmeye kalkmış, döneminde bu günkü Türkiye’nin iki katı kadar toprak kaybedilmiştir.
    Kendisine kayıtsız şartsız biat etmeyen okur, yazar, düşünürlere karşı tahammülsüzlük, korku ve düşmanlığından dolayı “İttihatçı” denen beceriksiz hayalperestleri “Hürriyet Kahramanı” mertebesine çıkartan II. Abdulhamid’in ta kendisidir.
    Ve o İttihatçı kafanın iktidarında, 600 yıllık imparatorluğu, yüzbinlerce insanımızı ve kendilerini, emperyalistlerin sözüne güvenerek, kaybedileceği daha baştan belli olan bir kumar masasına sürmeleri ve kaybetmelerinde de II. Abdulhamid’in sorumluluğu inkâr edilemez.
    Anayasayı geçersiz sayması, meclisi kapatması ve kendi parasını, imparatoru olduğu devletin bankaları yerine, Avrupa bankalarına yatırması bile II. Abdulhamid’in hain olmasa bile “Ulu Hakan” olmadığının delilidir aslında.
    33 yıllık zorbalığının ardından İttihatçı denen serserilerin, ona reva gördükleri elbette kabul edilemez.
    Fakat 600 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunun, anayasasının, oturmuş bir hukuk sisteminin olmamasının sorumluluğunu da herhalde İttihatçılara yükleyemeyiz.
    Magna Carta’dan yaklaşık 500 yıl sonra bile anayasa ve meclisi askıya almanın, hukuksuz, adaletsiz bir rejimde direnmenin elbette bir bedeli olacaktı. Bu bedeli millet olarak hepimiz en ağır şekilde ödedik, hala da ödüyoruz maalesef.
    II. Abdulhamid’i “Ulu Hakan” mertebesine çıkaran zavallıların, imparator olduğu dönemde, zindana çevirdiği kendi ülkesinde, rüzgârlar tersine esmeye başlayınca ne durumlara düştüğünü, özellikle bu günün muktedirlerinin iyi görmesi ve anlaması dileklerimle.
    İyi okumalar.
  • Kararın dünyan, aşk ateşiyle yanarsın,
    Aşkı bulur da aydınlığa varırsın,
    Kendini nankör bir kedi sanırsın,
    Hain gözlerinle yine karanlığa dalarsın,

    Kim tuttu senin ellerini ısıtmak için,
    Mutlu mutsuz derin kuyuda adil bir seçim,
    Tek derdiniz geçim, geçin, gidin.
    Tokatı ağır olur, geçim bir yanlış seçim.

    H.A.
  • ELAZİZ TİMARHANESİNDEN BİR DELİ'NİN RABBİNE DUASI!
    BİZ AKILLILARA HİKMETLİ SÖZLERİ NASİHAT OLUR İNŞALLAH!!..
                                  

    (Sonuna kadar okursanız çok şey kazanırsınız)
    1965 yılında vefat eden bir “deli”nin son dilekçesi:
    “Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz --Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:
    Ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.
    Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.
    Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)
    Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.
    Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.
    Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.
    Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…
    Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..
    Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.
    Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!
    Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..
    Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…
    Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!..
    Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.
    Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…
    Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…
    Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.
    Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!
    Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..
    Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..
    Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?
    Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!
    Çünkü Şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!
    Sultanım Efendim:
    Ben Senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir.
    Rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. Ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım Sen niyaz kabul edersin.
    Aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. Ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım…
    Ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım…
    Ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım…
    Ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım…
    Ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..
    Derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. Müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, Sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. Velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.
    Ey Rabbim, Efendim!
    Malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… Ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… Ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!..
    Lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan Padişahlar Padişahını buldum…
    Beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!..
    Şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun!
    Umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten Zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın ŞİRK olduğunu buyurdun!
    Selam ve dua ile...
  • ...
    Uzat
    ellerini sevgilim,
    üşüyorum
    ve
    korkularım boyumu çoktan aştı,
    ben
    bir gece vakti alındığım yaşta kaldım,
    annem yine yanlış adreslerde beni arıyor
    ve
    memelerini kesiyor hınçla,
    babam namaz kılmayı unuttu o geceden sonra,
    sana aldığım hızma
    belkide hala avuçlarımda duruyordur
    göz bebeklerim gibi,
    uzat ellerini ve korkma,
    kemiklerim bir kızılderelinin boynunda
    kolye olmuştur belki,
    artık hiç bir tanrıça saçının uzatmıyor,
    hiç bir anne çocuk doğurmuyor bu topraklarda,
    ben hak dedim
    hain oldum,
    tutanaksız bir ölüyüm,
    tarih ki ninovadan beri hiç uğramadı buralara,
    şimdi
    istikamet toplu mezarlar,
    gaz kuyuları,
    ve dna testleri,
    sen yinede uzat ellerini.
    ben karanlıktan çok korkuyorum..

    Diljin Kovexi
  • Kuşkusuz dalkavuklarda akıl takdir edilir, ama ancak koşulsuz itaatle birlikte olursa. Aklın yanında bu 'iyi hal' eksikse ve aklın hükmeden kişinin yararına işlediğinden emin olunamazsa, akıllı kişiye akıllı değil de daha çok saygısız, küstah veya hain denir...
    Robert Musil
    Sayfa 21 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • "Neden yüreğimi dinlemek zorundayım?"
    "Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir."
    "Bir hain olsa da mı?"
    "İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana."