Isviçrenin kara sultan adlı makalesinden
Çekingen,hırssız, enerjisiz,etkinliksiz enerjik bir cözüme sahip olmayan biriydi. Ama zekiydi hile yapmayı bilirdi, olayları örtmeyi aptal görunmeyi iyi bilirdi. 1922 yılinda türkiye yıkılma noktasinda iken onun haremi sultan sulryman kadar kalabalikti. 30 odalıgı vardi. Bahcivanin 15 yaşındaki kızıma tutuldu. Itirazlara ragmen evlendi ve cocuk yapti. Halki savasirken o hain davrandi. Tarihte görulmemis sey 300 milyon muslumanin dini lideri bir hristiya devletinden yardim istedi. Peygamberin temsilcisi bir gavurun korumasi altına giriyordu.
Dünya dürüst değil işte, diye içimden geçirdim. Herkes kendini düşünüyor, herkes.
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Roman
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Yüreğim bir hain," dedi delikanlı Simyacı'ya, atlarını biraz dinlendirmek için durduklarında. "Devam etmemi istemiyor." "Ne âlâ," diye yanıtladı Simyacı. "Bu da yüreğinin diri olduğunu gösteriyor. Şimdiye kadar elde etmeyi başardığın şeyleri bir düşle değiştokuş etmekten korkması kadar doğal ne var." "Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?" "Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir." "Bir hain olsa da mı?" "İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. …”
Alıntı
Ermeniler millet-i sadıka idi, nasıl bozuldular? Millet-i sadıka ("sadık millet") meselesi bin yıllık Türk-Ermeni ilişkileri tarihinde kısa bir parantezdir, bunu öncelikle belirtelim. Kalan dokuz yüz küsur yılda Ermeniler millet-i sadıka değildi, millet-i mahkume idi, yani boyun eğdirilmiş millet. Reaya idi, yani güdülecek sürü. Silah taşıma imkanına sahip olmayan bu kütle sadık mıdır değil midir diye sormak da gülünç bir soru olduğundan, muhtemelen kimsenin aklına gelmemişti. 1823'te Yunan isyanı çıktı. Bundan önceki yarım yüzyılda Rumlar imparatorluk bünyesinde güçlenmiş, palazlanmış, önemli mevziler kazanmıştı. Devrin padişahı II. Mahmut, isyan etmelerini onuruna yediremedi. Rumlara karşı dinmez bir kine kapıldı. Yakın dostu olan Skarlatos dâhil ileri gelen Rumların çoğunu idam ettirdi. Diğerlerini sürdü, görevden aldırdı, ticari imtiyazlarını iptal ettirdi. Boşalan yerlere de Müslimleri almak söz konusu olamayacağı için, Ermenileri doldurdu. "Hain Rumlara" kıyasla Ermenilere "sadık millet" payesinin verilmesi bu dönemin işidir. 1820'lerin sonu ile 1830'lar Osmanlı tarihinde Ermenilerin parlak çağıdır. Cemaat reisi olan Harutyun Amira Bezciyan ("Kazaz Amira") önderliğinde Ermeniler sarayın mali ve ticari hizmetlerinde, hariciye kaleminde, yeni kurulan eğitim kurumlarında kilit mevkilere geldiler. Osmanlı ülkesinde Batılı tarzda ilk modern hastane olan Balıklı Ermeni Hastanesi açıldı. Çok sayıda Ermeni genci Avrupa'ya tahsile gönderildi. İstanbul'daki bütün Ermeni kiliseleri onarıldı. Krikor Kalfa Balyan hassa mimarlığına atandı; Yeniçeri ocağına karşı kazanılan zaferin anısına Tophane'de 1826'da inşa edilen Nusretiye camiini yapma onuru da kendisine bahşedildi. Ermenilerin talihi Abdülmecid (1839-61) döneminde parlamaya devam etti. Âli ve Fuad Paşaların
Sayfa 118 - Liber Plus Yayınları / Ermeniler kitabı notları / Mart 2010
Tarih
Aşk bilhassa karşılaşacağız bir aşk insanı bitirir, mahveder. Sevildiğinden katiyen emin olmadan kimseyi sevme! Zira erkekler bazen çok hain, zalim ve vefasız oluyorlar.
Sayfa 29 - İnkılap ve aka kitap evleri
Alıntı
Onca zaman sonra, senin kişiliğinin temelini çelikleştiren, zayıf düşüren ya da güzelleştiren ne varsa, ölümden önceki saldırılarla yerle bir edilmiştir. Yalnızca özne ile yüklem kalmıştır: Sadık olan direnir, hain ihanet eder; kahraman mücadele eder, iradesi zayıf olan teslim olur. Her birimizin içinde hem güçlülük hem de zayıflık, hem cesaret hem de korku, hem metanet hem de bocalama, hem dürüstlük hem de namussuzluk vardır. Burada biri gider, öbürü kalır. Ya evet dersin ya da hayır. Bu iki uç arasında ip cambazlığı yapmaya kalkan, cascavlak ortada kalır.
Sayfa 67 - [400 No’lu Oda] Yordam Kitap
Anı-Mektup-Günlük