aşağıya baktı, yüzü asıktı. "o adamın dosyasını okudun mu?"
"matteo'nunkini mi? evet."
"ve?"
çenemi kaldırdım. "gördüklerim hoşuma gitti. sonuçta onunla evlenmeyi kabul ettim."
çenesini gıcırdattı, sonra gözlerime bakmak için bakışlarını yavaşça kaldırdı. "yalancı."
"o sözcüğü kendin dışında kimse için kullanamazsın."
boğazından hırıltıya benzeyen bir ses çıktı. "onunla evlenmeyeceksin."
"bu konuşma bitmiştir." yanından geçmeye çalıştım ama beni yakaladı. beni belimden tutup göğsüne çekti.
"hayır, kesinlikle bitmedi, martina," dedi ağzını kulağıma yaklaştırarak.
onu itmek için bütün gücümü kullandım. "sorun ne? beni çöp gibi fırlatıp attın, şimdi de... nedir bu? kendimi matteo'ya verecek olmamı mı kıskanıyorsun? ne yapmamı bekliyordun, rahibe olmamı mı?"
bana yaklaştı. "onun adını bir kere daha söylersen, yemin ederim sonraki sefer kendini onun cenazesinde bulursun."
geri çekilirken bile midemde hain kelebekler uçuşuyordu. "kendine hâkim ol, giorgio. sen söyledin. o iş bitti." omzunun üzerinden baktım. "çekilmen gerekiyor. dem dışarı çıkabilir ve ondan ne kadar korktuğunu biliyorum. bizi burada baş başa görürse yanlış anlayabilir."
sırtım duvara çarptı ve beni kollarıyla kıstırmak için bir saniye bile kaybetmedi. göğsü inip kalkıyordu. "o senin için asla iyi bir eş olmayacak."
"sen de değildin ama birlikte eğlendik, değil mi? benden tek istediğin buymuş."
başını ağzımdan çıkanlara inanamıyormuş gibi yana eğdi.
Galiba seni bulmam, Zeynep'in sevgisiyle sana kavuşmam, bütün o kimliksizliği, o belirsizliği silip attı.
Ve o anda şunu hissettim Selim: Vatan haini değildik; bizi vatandan uzaklaşmak zorunda bırakanlardı hain.
Bitmenin, tükenmenin belirtileriyle dolu her yanım. Gene de o hain pazarlarıma can katan Rüştü Şahin niçin beni dinlemedi? Yaşasaydı bana hak verirdi. Dediği gibi olmadı ki hiçbir şey, yanıldı. Üstelik yanılmasını göremedi. İnançlı öldü. Yani, aldanarak. Öfke içimi kavuruyor. Mutsuz etti beni. Hakkı yoktu buna.
Ondan ne umacağımı bilmeden gene de onu sevmiştim.
Gün ışıyıp da gülün
goncasına değende
ısınıyor su, toprak
ve bütün gökyüzü
ısınıyor sevincin de
sevginin de göğsü
Ama korkuyor artık
geceyi mülk edinen
Çünkü kahroluşun
alevleri sarıyor
hayatı kahredenlerin
karanlık yüreğini
Ve şöylece kaydediyor
günün tarihini gül
- Korkaktır hain olan
"Kişileri demokrasi karşıtı, laiklik düşmamı yapabilmek için önce İslamiyeti saptırmak, dini söylemlerle demokrasi ve laikliğin Allah'a karşı gelmek olduğunu ve Müslümanın laik olamayacağını aşılıyorlar. Sonra Türkiye'deki Müslümanları dinsiz, laik düzene sokanın Atatürk olduğunu, Atatürk'ün ise hain, namussuz ve İslamiyet düşmanı bir dinsiz olduğuna inandırıyorlar. Вu iki aşılamanın tuttuğu kişi şeriatçı oluyor çıkıyor. Hem de kemikleşmiş şekilde şeriatın kendisini kul haline getireceğini göremeyecek kadar fanatikleşiyor. İnsan olarak hayatını, bağımsızlığını Atatürk'e borçlu olduğunu; Atatürk sayesinde bir vatana, bir devlete sahip olduğunu artık göremiyor, düşünemiyor. Doğruyu görebilse, Atatürk büstüne, heykellerine saldırabilir mi? Heykellerine put gözüyle bakabilir mi?" (Prof. Dr. İsmet Görgülü)