Dünya çirkindir. Elinde karası vardır. Her sözü zehir taşır. Tadı hemen gider ve bir daha dönmez. Verdiği hiçbir sözün aslı çıkmaz. Ahdinde vefa vermez. Ona güvenip üstünde köşkler kurmak, su üstünde ev yapmaya benzer. İman sahibi dünyayı tutmaz. Onda yerli olmayı aklına koymaz.
Kendisiyle uyarma ve korkutmanın gerçekleştiği fıkıh, bizim açıkladığımız manadaki fıkıhtır, yoksa fıkıhtaki boşanma, köle âzat etme, liân, selem ve icâre gibi bahislerin teferruatını bilmek değildir. Hem bunlarla insanları uyarı ve korkutma gerçekleşmez. Hatta sırf bunlarla uğraşmak kalbi katılaştırır ve kalpten ilâhî korkuyu çekip alır; günümüzde sadece bu meselelerle uğraşanlarda gördüğümüz gibi...
Sahabe devrinde "fıkıh" denilince, ahiret yolunu bilmek, nefsin gizli âfetlerini ve amellerini bozan şeyleri tanımak, dünyanın basitliğini anlamak, bütün kuvvetiyle ahiret nimetlerine yönelmek ve kalbi Allah korkusunun sarması olarak anlaşılırdı.