Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur
Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur
Yavuz Sultan Selim
Halide Edip, batıdakinin tam tersine ve tek taraflı uygulanan Laiklik uygulamalarındaki yanlışlıklara da dikkat çekerek; "Eğer yeni kurulan Diyanet işleri özgür bırakılmaz ve şu anda olduğu gibi gelecekte de Başvekâlet makamları tarafından denetlenmekten çıkarılmazsa, din her zaman hükümetin ve devletin bir aracı olmaya devam edecektir" diyerek, din-devlet ilişkilerinin ayrı ayrı olması mânâsına gelen laikliğin, Cumhuriyet döneminde devletin dine baskısı şeklinde gerçekleştiğini ondan da öte devletin dini her zaman bir aracı olarak kullandığını belirtmektedir.
"Altı yüz yıl dine, İslâm'a, Kur'an'a ve Sünnet'e hizmet için vergileriyle çalışan ve "İlay-ı Kelimetullah" "Allah'ın şanını yüceltme ve yayma" misyonunu üstlenerek, gerekirse bu uğurda üç kıtada seferler düzenleyen bir devletin torunları, zaman gelip kendi ülkelerinde Kur'an eğitim ve öğretiminin yasaklanacağını, Kuran okutan ve öğretenlerin, "sizin en hayırlınız Kur'an okuyan ve öğretendir" düsturunun tam hilafına "sizin en şerlileriniz..." derecesine muamele göreceklerini; sakallı hocaların sakallarından tutulup yollarda sürükleneceğini, Kur'an okudukları için jandarma dipçikleriyle dipçikleneceklerini ve ilmin sembolü olarak bilinen ulema cübbelerinin süngüleneceğini, Kur'an'ı okuyanların ise rahleleri veya sıraları sırtlarına bağlanarak karakollara götürüleceğini nereden bilebilirlerdi ki?"
Bir kelimenin bir ayette ifade ettiği mana ile yine aynı kelimenin diğer ayetlerde ifade ettiği anlamlar aynı olmamaktadır. İşte biz buna tefsir ilminde “vücûh” diyoruz.
Mücmel, lügat manasından da anlaşılacağı gibi, müphem bir lafızdır. Ondan ne murat edildiği anlaşılamaz. Mücmel olan ayette de manalar izdiham eder ve onlardan hangisi olduğu açık bir şekilde belli olmaz.