Hasan Hüseyin Ceylan

Hasan Hüseyin Ceylan

Yazar
9.3/10
3 Kişi
·
19
Okunma
·
3
Beğeni
·
157
Gösterim
Adı:
Hasan Hüseyin Ceylan
Unvan:
Siyasetçi
Doğum:
Beypazarı, 1960
Hasan Hüseyin Ceylan, Türk siyasetçi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni bitirdi. İslam Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği, Dışpolitika Dergisi Ankara Temsilciliği, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Koordinatörlüğü ve ANFA Genel Müdürlüğü, XX. Dönem Ankara Milletvekilliği yapmıştır. Evli ve 3 çocuk babasıdır.
Ahlâk, ancak Allah korkusuyla ve Kur'ân'a bağlılıkla teessüs eden bir olaydır. Eğer ahlâk, bilimle ve teknolojiyle teessüs edilmiş olsaydı bugün Batı dünyasının en ahlâklı bölge olması gerekirdi. Çünkü bugün bilimde ve teknolojide en ileri ülkeler onlar. Fakat bakıyorsunuz ki, Batı bugün ahlâksızlıkta da en ileri noktada.
İtalyan fikir ve devlet adamı Francesco Nitti: "Allah'a iman nasıl bir şekilde tecelli ederse etsin ve nasıl bir din formasına bürünürse bürünsün, hiçbir ilmî ve felsefî doktrinin tatmin edemeyeceği bir ruh ve bir insan içi ihtiyacına cevap vermektedir."

Alexis Carrel: "İnsanın suya ve oksijene olan ihtiyacı gibi Allah'a ihtiyacı vardır."
ebrar
ebrar Cumhuriyet Dönemi Din-Devlet İlişkileri 3'i inceledi.
@_muhalif·19 Nis 20:30·Kitabı okumadı
Kitaba kan donduran bir ifade ile başlıyor yazar; "bir devrimin anlatılmamış ve yazılmamış öyküsü.."
Eserin 3 cildi için incelemeleri ayrı ayrı yapmak yerine beni en çok etkileyen kitapta toplamak istedim düşüncelerimi.
Yazar, cumhuriyet dönemi din-devlet ilişkilerini anlattığı konuları 3 cilt hâlinde okurlara sunuyor. İlk ciltte "Türkiye'de üç devir üç sistem" başlığı altında Müslüman halk açısından en sıkıntılı ve en sancılı dönem olan devlete bağlı din sisteminden bahsediyor. Sıkıntılı ve sancılı dönem diyor zira bu son devirde inanan insanlar, inandıkları uğruna diğer iki devir içerisinde hiçbir zaman görmediği ve muhâtap olmadığı baskı ve zulümlere uğratılmış oluyor.
Ardından devlete bağlı din sistemi devrine geçişi hazırlayan iki temel taşın altını kaldırıyor yazar; saltanatın kaldırılması ve hilafete son verilmesi. Nutuk'un, vesikalar bölümündeki 264 sayılı belgeden alıntılayarak saltanatın kaldırıldığı gün M. Kemal'in yaptığı konuşmayı aktarıyor. Konuşma, ateşli bir hilafet savunuculuğu içerisinde geçmiş ve mecliste çoğunlukta bulunan hilafet taraftarlarına, bir nevi hilafetin kaldırılmayacağına kadar bizzat M. Kemal'in diliyle "senet" verilmiştir.
Ve İstanbul İstiklal Mahkemesi.. şahsî veya siyasî nedenlerle İbrahim Ethem Efendi gibi jurnal edilen nice insanlar olmuştur. Onlarca, yüzlerce masum İstiklal Mahkemelerince tecziye edilmiştir.
Kitap daha sonra son halife-i müslim'in Türkiye'den nasıl kovulduğunu anlatıyor ve ardından M. Kemal'in 26 Temmuz 1921 tarihinde Kazım Karabekir'e gönderdiği kendi el yazısının fotokopisiyle aktardığı bir belge yer alıyor. Yalnızca bir cümleyi alıntılamak istiyorum zira yazar da bu cümleyi konu başlığı olarak ele alıyor, M. Kemal: "Cumhuriyet kurulmayacak, hilafet ve saltanat kaldırılmayacaktır" diyor ve devamında: "Türkiye'nin başında İslâm halifesi olacak ve bir hükümdar sultan bulunacaktır." sözleri yer alıyor..

Yazar ikinci cilde Ankara İstiklal Mahkemesi ve sınır tanımaz zulümlerinden başlıyor. Kısaca Ankara İstiklal Mahkemesi; çok açık bir şekilde din özlemi içerisinde olan hemen herkesi "caniyane istek"te bulunuyorlar diye karalayarak Müslüman avına çıkacağını kuruluş gününde ilan eden bir mahkeme olduğunu dile getiriyor. Artık devrimler başlıyor ve gerçekleştirilen devrimlerle de nice masum insan devrilmiş oluyordu..
Şapka kanunuyla işlenen keyfî zulümler başlıyor daha sonra. Yaklaşık 1 lira olan şapka avansının ne tür bir kıymet ifade ettiğinin bilinmesi açısından, o günkü yıllanmış bir müftünün aylık maaşının 2.5 lira olduğunu bir imamın da 80 krş. aylık maaş aldığını söylemek yeterli olacaktır diye düşünüyorum. İmam maaşıyla konuşacak olursak "bir maaşa bir şapka" demek bu gülünçlüğü sergilemek için yeterli olacaktır.
Ardından gazetelerin şapka takmayanlarla alay ettiğini, şapka takmadığından dolayı öldürülenleri hatta şapka alacak parası olmadığı için kendi imkânlarıyla şapkaya benzeterek diktikleri başlıkları takmalarına rağmen "siz şapkayı protesto etmek için bunu yapıyorsunuz" diyerek içeri alınanları ve daha yapılan onlarca zulmü anlatıyor yazar.
Daha sonra "şapka uğruna batan güneş" başlığı altında şehâdete yürüyen İskilipli Atıf Hoca'yı anlatıyor. Atıf Hoca bu milletin gerçekten aziz şehitlerinden biridir. İstiklal Mahkemesinde yeryüzündeki bütün hukuk sistemlerinin reddedeceği bir mantıkla zulmen idam edilmiştir. Rüyasında idam edileceğini gören Atıf Hoca tebessümle uyanmış "Beni idam edecekler, Allah'ın sevgilisine kavuşacağım!" demiştir.. 4 Şubat 1926 tarihi, bir haksızlığın ve bir zulmün gerçekten unutulmayacak tarihidir. Çünkü bu tarih Müslümanlar açısından, araştırmacı-yazar Hüsnü Aktaş'ın dediği gibi bir "şehâdet tarihi"dir.
Yazar ardından din hizmetlilerine yapılan zulüm ve camilerin fonksiyon dışına çıkarılmasını, dinde reform ve İslâmiyet'i ıslah projeleri (!) hakkında açıklamalara yer veriyor.
"Yeni din" ve "Yeni İslâm" Mete Tuncay'ın ifadesiyle "Kemalizm" olmaktadır. Kemalizm'i anlatmak yerine o dönemki icraatlarını yazmak daha yerinde olacak sanırım.
-İki vakit namaz kılınacaktır, yeni dini kabul etmeyen hocalar Türkiye'den kovulacaktır, cuma hutbeleri M. Kemal'in nutkundan seçilecektir, hafızlık yasaklanacaktır, camilere Allah ve Muhammed yazılarının yanına Atatürk'ün ismi de konacaktır, kadınların çarşaflı ve tesettürlü olarak dolaşmaları yasaktır, Atatürk'ün Anıtkabirini ziyaret Türk'ün haccı olacaktır..
Ardından harf inkılâbı ve Arap harflerine son veriş başlığı ile yazı devrimini ve bir günde cahil bıraktırılan Türk toplumunu anlatmaktadır. İsmet İnönü'nün hatıralarında da dile getirdiği gibi; "harf inkılâbı gerçekten bir kültür değişikliği meydana getirmesi için ve Arap kültürü diye ifade edilen İslâm kültüründen kopuş için yapılmıştır."
Bir sonraki başlık olan; ibadetlerin Türkçeleştirilmesi ve Türkçe ezan konusu ile devam etmiştir yazar. M. Kemal'in isteği ve seçimiyle tekbir artık; "Tanrı uludur" şeklinde okutulmuştur. Tarafından onaylanan Türkçe ezan, tüm müftülüklere gönderilmiştir.
Hutbenin Türkçe okunması, namazın Türkçe Kur'ân ile kıldırılması, sazlı sözlü hafızlar topluluğu ile Kur'ân ve yeni mevlid-kemalist mevlid..

Ve son cilt.. Kur'ân'ı postallarıyla çiğnedikten sonra "isyan ettiniz" diye topluca öldürülen 131 kişi, İstiklal Mahkemesi kararıyla mezarından çıkartılıp idam edilen alim: Erzincanlı İbrahim Hakkı, topluca süngülenip yakılan analar, babalar, kadınlar ve çocuklar..
Dipçiklenerek şehit edilen Ubeydullah Hoca ve kurşunlanan kardeşi, çocukları ve yeğenleri.. İstiklal Mahkemelerine gerek kalmadan Dersim ve Hozat'ta işlenen tüyler ürpertici katliamlar, canlı canlı süngülenen çocuklar.. kadın, çocuk, ihtiyar demeden doğrananlar..
Ben insanım diyen bir tek fert bulamazsınız bu dünyada bu zulümleri savunacak!
~
Kitabı okurken Seyyid Kutub'un sözleri yankılandı kafamda; "insanoğlu haktan sapınca bâtılda sınır tanımaz" ve "bâtıl, hakka dayanarak ayakta kalır"
İslâm medeniyetine olan arzum, hasretim katlandı âdeta. Biz bâtıl ideolojileri-sistemi değil, İslâm medeniyetini istiyoruz!
Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hasan Hüseyin Ceylan
Unvan:
Siyasetçi
Doğum:
Beypazarı, 1960
Hasan Hüseyin Ceylan, Türk siyasetçi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni bitirdi. İslam Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği, Dışpolitika Dergisi Ankara Temsilciliği, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Koordinatörlüğü ve ANFA Genel Müdürlüğü, XX. Dönem Ankara Milletvekilliği yapmıştır. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 19 okur okudu.
  • 11 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.