Müteferrika sözlerini şöyle bitiriyordu: “Türklerin kanun ve düzenin kabulünde bütün diğer ulusları geride bıraktıkları öteden bilinir. Yeni askeri bilimleri ve teknikleri öğrenecek olsalar, hiçbir düşman onlarla başa çıkamaz.
İtalyan asıllı bir yorumcu Türk askerleri hakkında şöyle diyordu: Türkler askerlerimizden üç nedenle çok üstün: Komutanlarına anında itaat ediyorlar; Savaşta hayatları için en küçük bir endişe duymuyorlar; Çok uzun bir süre ekmeksiz ve şarapsız, sadece arpa suyuyla yetinerek yaşayabiliyorlar.
Sultan, “Şehir bizim,” diye bağırarak Yeniçerilerinin Aziz Romanus Kapısı’na son bir saldırıda bulunmalarını emretti. Saldırının başında (Ulubatlı) Hasan adında Anadolulu bir dev vardı.
Ama son dakika, yani 1402 ilkbaharında doğudan gelen muazzam bir tehlike Bayezıt’ı engelledi. Bütün seferlerden vazgeçildi; Balkan yarımadasında Müslüman ya da Hristiyan bütün kuvvetler hızla Küçük Asya’ya geçirildiler. Dünyayı sarsan yeni bir fatih batıya doğru ilerliyordu. Bu yeni fatih Cengiz’in soyundan gelen biriydi, adı TİMURLENK’di.
“Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.”