MÖ 6. yüzyılda Batı Anadolu sahillerindeki İyonya bölgesinde (kuzeyde
İzmir ile güneyde Didim arasındaki kıyı şeridi ve kıyıya yakın adalar) yeni
bir kavram, insanoğlunun en önemli düşüncelerinden biri doğdu: Evrenin
bilinebileceği, çünkü bir iç düzene sahip olduğu, tümüyle başına buyruk ve
tahmin edilemez olmadığı ve onun bile uyacağı kuralların varlığı. Ama,
modern anlamıyla bilim, neden önce İyonya
’da doğdu?
İyonya
’
nın birçok avantajı vardı. Her şeyden önce, adalar ve küçük
körfezler ülkesiydi. Dış dünyadan tam olmayan bir tecrit çeşitlilik yaratır .
Böylece, farklı ada ve körfezlerde, farklı siyasal sistemler oluştu. T ek bir güç
merkezi, bölgenin tümünde toplumsal ve entelektüel bir tekdüzelik
sağlayamamış, böylece özgür düşünce ve serbest araştırma mümkün
olmuştur . Ayrıca, İyonya değişik uygarlık çevrelerinin kesişme
noktasındaydı. Burada, Ortadoğu
’
nun Fenike alfabesi Grek diline
uygulanmış, okuma-yazma yaygınlaşmış ve din adamlarının tekelinden
kurtarılmıştı. Üstelik, siyasal güç tüccarların eline geçmiş ve onlar da
zenginliklerinin dayanağı olan teknolojiyi etkin bir biçimde geliştirmeye
çalışmışlardır . Bu da, bilimle uğraşanların desteklenmesine yol açmıştır .
Bütün bunların sonucu olarak, Doğu Akdeniz
’de, başta Mısır ve
Mezopotamya olmak üzere, Asya, Afrika ve Avrupa uygarlıkları kaynaşmış
ve bilime dayalı uygarlığın bereketli tohumu atılmıştır .