Hakkı G.

Ama Vanya Amca döndü... Bir eli çolaktı, dişleri yoktu ve ciğeri hastaydı döndüğünde. Yine fabrikasında, aynı işte çalışmaya başladı ve aynı odada, aynı masanın ardında oturdu...Karşısında da onu ihbar eden kişi oturuyordu. Herkes biliyordu... Ve Vanya Amca da biliyordu ihbar edeni... Eskiden olduğu gibi beraber toplantılara ve gösterilere gidiyorlardı. Pravda gazetesini okuyorlardı, parti politikasını ve hükümeti savunuyorlardı. Bayramlarda votka içiyorlardı bir masada. Böyle şeyler işte... Bu bizdik! Bizim hayatımız! Biz böyleydik... Bir çalışma odasında oturan ve maaşını aynı muhasebe veznesinden alan bir Auschwitz celladıyla kurbanını düşünün. İkisi de aynı savaş madalyalarına sahip. Şimdi de aynı emekli maaşını alıyorlar…
Sayfa 303·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yoksulum ben, hepimiz yoksuluz. Bütün kuşağım... Eski Sovyet insanları... Ne nakit var, ne taşınmaz. Eşyalarımız da Sovyet malı, kimse bir kapik vermez. Sermayemiz nerede? Elimizdeki tek şey yaşadığımız acılarımız. Benim elimde öğrenci defterlerin den koparılmış iki sayfaya yazılmış iki belge var: "...aklandı..." ve "bir suç delilinin olmaması sebebiyle... aklandı..." Babama ve anneme.
Sayfa 296·Kitabı okudu
“Ben de buralı ihtiyarlarla konuştum… Hepsi de kamplarda çalışmış ya da işte hizmet etmiş… Artık ne dersen… Aşçılar, gardiyanlar, özel görevliler. Burada yapılacak başka bir iş yokmuş, ama bu gibi işler karnını çok güzel doyururmuş: maaş, tayın ve üniforma. Buna "iş" diyorlarmış. Kamp onlar için işmiş! Meslek! Sizse kalkmış birtakım suçlardan bahsediyorsunuz. Ruhtan ve günahtan. Orada yatanlar herhangi biri değildi, halktı. Onları hapse atanlar ve koruyanlar da halktı, bir yerden gelmiş, çağrılmış insanlar değil, aynı halktı. Kendi halkımız. Özümüz. Şimdi herkes mahkûm gömleği giydi. Herkes kurban. Bir tek Stalin suçlu. Ama düşünün bir... sıradan aritmetik... Milyonlarca mahkûmun takip edilmesi, tutuklanması, sorgulanması, bir yere tıkılması, bir adım ötede kurşuna dizilmesi gerekiyordu. Birilerinin bunu yapması gerekiyordu... Ve milyonlarca insan bulundu bunu yapacak olan..."
Sayfa 292·Kitabı okudu
Hep ayaklarımın altına, yere bakıyordum: Yiyecek bir şey bulabilir miyim, diye. Otları kökleri yiyor, taşları yalıyorduk. Bir kediyi ağırmayı çok istiyorduk, ama hiçbir şeyimiz yoktu ve onu yemekten sonra kendi tükürüğümüzle besledik; yedi. Yedi! Annemin bir gün bana şeker vermek istediğini hatırlıyorum. “Aneçka, al sana şeker!” diye seslenmişti tellerin arkasından. Nöbetçiler onu kovdular… Düştü… Uzun kara saçlarından tutup yerde sürüklediler… Korkmuştum, şeker nedir en ufak bir fikrim yoktu. Çocuklardan hiçbiri şekerin ne olduğunu bilmiyordu.
Sayfa 280·Kitabı okudu
Kampta üç yıl annemle birlikte yaşamışım. Annem küçük çocukların sık sık öldüğünü hatırlıyordu. Kışın ölenleri büyük fıçılara koyarlarmış ve ölenler bahara kadar orada yatarmış. Sıçanlar yermiş onları. Baharda gömerlermiş ancak… Yani onlardan ne kaldıysa onu…
Sayfa 278·Kitabı okudu