TOLKİEN VE TANRISAL YAZARLIK
Kimi insanlar yazarak var olurlar. Satır satır dökülürler kağıtlara ve oradan da dosdoğru zihinlere... Birkaç voltluk bir elektrik sinyalinden ibaret fikirleri kıvılcımlar eşliğinde insandan insana sıçrar; işte yazarlar da o sinyaller aracılığıyla yaşama tutunurlar. Çoğu yazar için, kök saldığı zihinlerde var olmak, upuzun dehlizlere uzanan sonsuz bir seyrüsefere çıkmak, genişlemek, enginleşmek ve daha da çok var olmak… Bu kadarı yeter. Sahi bir yazar daha ne ister? Büyüyen ve etrafındaki her şeyi içine alan bir balon gibi şişmek, şişmek ve şişmek… Şiştikçe ihmal edilemez boyutlara ulaşmak. Abideleşmek ve göz alıcı ebatlara erişmek işte yazarın istediği budur.
Tolkien hariç! O başka bir şey ister. Haykırır bunu ! Gizli bir arzu da değildir öyle. Okurlarını aldatmaz. Amacını saklamaz ve bundan hiç utanmaz. Tolkien Tanrı olmak ister! Zihinlerde var olmak, akıp giden zamana pençesini takmak, kalıcı olmak, fikirlerini aktarmak…Evet bunlar güzel şeyler ancak yetmez, yetemez. Daha fazlası gerekli çok daha fazlası! Tanrılaşmak ve hükmederek boyunduruk altına almak.
Doğup, yaşayıp sonunda da usulca ölerek çekileceği bir sahneden ibaret değildir hayat. Tolkien bunu kabullenemez. Kendi gerçekliğini kurgular ve oranın tanrısı olur. Amacı sadece bundan ibarettir. Tanrısal haşmetiyle bizi etkilemek ve dudağımızı uçuklatmak ister. Her şeyi bildiğine her şeye gücünün yettiğine bizi inandırır. Ucuz bir taklitten ibaret değildir. Özgün ve yaşayan bir tanrıdır o. Bambaşka bir evren kurgulamıştır. Kendi fizik kurallarına sahip, bugünkü dünyadan tamamen farklı bir dünya. Semavi dinlerden esinlendiği belki doğru kim bilir ancak ne önemi var, sahi yaratılmış hangi tanrı bir diğerinden esinlenerek yaratılmadı ki?
Tolkien’e sadece yazar diyebilir miyiz? Elbette