Geçici ileti
Otobus yolculuğundayım. Elimde Ali Fuat Başgil'in "Gençlerle Baş Başa" kitabı var. Okuduğum en son başlık : "İrade nedir ve iradeli olmak ne demektir" Ne okudum ne anladım bilmiyorum:). Yollar engebeli Yanımda ergen çocuğuna telefonu vermemek için direnen ama en sonunda ısrara dayanamayıp sessiz olması için telefunu veren , söylelenen bir anne , arka koltukta hunharca reels kaydıran genç, şoför desen telefonla konuşuyor... demem o ki ben hala ısrarla elimdeki kitabı okumaya çalışıyorum. Başlığa gelecek olursak ne anlattığını hatırlamıyorum sonra sakin kafayla tekrarokumalıyım ama sanırım iradeli bir eylemdeyim:) okuyana saygıyı geçtim insanın insana saygısı yok..Allahu alem
Unutulmuş Mektup: Edebiyatın Kaderini Değiştiren Hikâye Bu, yetim doğan küçük bir kızın hikâyesidir. Annesi Ferdinande, güzel ve soylu bir aileden gelen bir kadındı. Doğumdan sonra hayatını kaybetti. Yıl 1903’tü. Doğumlar hâlâ evde gerçekleşiyordu; ne para ne de toplumsal statü yaşamı garanti edebiliyordu. Marguerite, annesini hiç tanımadı. Belki bazen onu düşünürdü. Belki de düşünmezdi. Ama… insan hiç sahip olmadığı bir şeyi nasıl özlerdi ki? Fransa’nın kuzeyinde, görkemli bir villada babası ve büyükannesiyle birlikte büyüdü. İkisi de onu çok severdi. Marguerite, yaşıtlarına göre çok ileri, kitaplara düşkün bir çocuktu. Sekiz yaşında Racine ve Aristophanes’i yutuyordu adeta. On yaşında Latince, on iki yaşında ise Yunanca okuyordu. Bilgili ve şefkatli bir adam olan babası, her türlü merakını destekliyordu. Ama hayat, ne kadar öngörülemezse o kadar da acımasızdı. Birkaç yıl içinde Marguerite tamamen yalnız kaldı. Naziler Fransa’yı işgal etmişti. Hayatta kalmak için başka çaresi kalmayınca Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçtı. Fransız edebiyatı ve sanat tarihi öğreterek — zor da olsa — yaşamını sürdürdü. Aralık 1948’de, savaş bitmişti. Yıllar önce İsviçre’de bir arkadaşında bıraktığı eski bir bavul kendisine ulaştı. İçinde aileye ait evraklar, unutulmuş belgeler… ve başka bir şey vardı. Bir mektup. “Sevgili Marco, bu sabah doktoruma gittim…” Marguerite, bunu yazdığını hatırlamıyordu. Marco da kimdi? Mektubu tekrar okuyunca her şey aydınlandı: Marco, Marcus Aurelius’tu ve mektubun yazarı, İmparator Hadrian’dı. Bu satırları yıllar önce, babasıyla yaptığı bir İtalya gezisinde Hadrianus Villası’nı ziyaret ettikten sonra yazmıştı. Bu metin, bir öykünün ilk kıvılcımıydı; uzun süre uykuda kalmıştı… ta ki o güne dek. Ve yıllar sonra şöyle yazacaktı: “O andan
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Hepimiz yeniden bularak aslında, birbirimizi ararız hâlâ. -jean-marie-guyau Doktorum gayya kuyusuna inmek istemem bana bir ip uzat, yağmurlar istemem aynaları kırarım, sûretimi istemem mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem yalnız Allah’ı anmak isterim ben Allah’ı isterim. -M. Kemal Sayar Gözünü arardım hep, gözünü açtığında, sana kimselerin bakmadığı bir anda, örerdim ya o saklı, o gizli ipliği ben, ki onun üzerinde tasarladığın çiy'in testilere doğru kaydığı bir zamanda, yüreğe varamamış öz bir sözle korunan. -Paul Celan Biz daha bahtiyardık meleklerden Onlar kıskandı bizi,_ Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes Ve o deniz ülkesi) Bir gece bulutun rüzgarından Üşüdü gitti Annabel Lee.
Belki başka evrende bir sınıfta hala yan yana oturuyor ve en anlamsız şeylere gülüyoruzdur.
Zihin yangın yeri
Biri geldi, kalan bir başkasıydı, giden de bir diğeri. Gelen için de durum aynı. Vardığı biri, yanında kaldığı bir başkası, ardında bıraktığı bir diğeri. Şimdi ikisi de bambaşka biri. Yine de tanıdık hala. Havada senden var,hissediliyor. Uzaklaştıkça havadaki sen de azalıyor. Nefesin rahatlıyor, nefesim daralıyor.
Hayata Dair
Günün programı o kadar yoğundu ki hâlâ bitiremedim. Sadece kahvemi demleyip serin balkonumda oturup kitap okumak istiyorum. 🥺