Sakat bir veraset usulü neticesi olarak büyük bir makam elde edebilmiş bir sefil, hürriyet ve hayatını kendi milleti içinde tehlikede görebilecek kadar adileşerek vatanı terk etmişti. Vahdettin gibi adi bir mahlukun bir dakika dahi olsa milletin başında bulunmasını bile Türk milleti için hazin buluyor; onun gibi aciz, adi ve idrakten mahrum bir mahluk, günün sonunda yabancıların himayesine girerek alçaklığını tamamlamış oluyordu.
-Bak evlat! Dâr-ül İslam müşküle dönmüştür. Bunca mazlum için bir umut, bir halaskar Mustafa Kemal'dir. Onun karşısına dikilen de, onun yerine düşmanının yanında saf tutan da bu camide saf tutamaz. İşgalde Cuma'yı ifa etmek caiz değildir, bilmez misin? Peki, düşünmez misin, bunca insan, her yer İngiliz kafiri doluyken neden gelip Cuma'sını eda ediyor? Burada kıldığımız namaz, ettiğimiz dua onun içindir. Allah onu muzaffer eylesin diyedir. Senin kıblen farklı Ahmet Muhtar. Senin kıblen bizimle bir değil.
Zübeyde Hanım bu şefkat ve ihtimama minnettar olmakla birlikte ona müstakbel gelini gözüyle bakmıyor, hatta hemen herkes Gazi ve Latife' nin evliliğine kesin gözle bakarken Zübeyde Hanım, yanında bulunanlara bu konu hakkında konuşmayı yasaklıyordu.
Ortaya çıkan manzara tarihi bir hakikati haykırıyordu. 1918 yılında Türk'ü yok etmek için bir araya gelenler birer birer yok olmuştu. Önce Fransız ve İtalyan başbakanları düşmüş, Venizelos ve Damat Ferit ülkesinden kaçmış, Papulas, Hacıanesti ve Kral Konstantin görevinden ayrılmış ve şimdi de İngiltere Başbakanı Lloyd George benzer bir akıbete maruz kalmıştı.
Eylül 1922'deki bağımsızlık savaşında alınan zafer, Mustafa Kemal'in konumunu fazlasıyla güçlendirmişti. O artık Hâlâskar Gazi idi ve bu durumdan savaş ertesi dönemdeki konumunu sağlamlaştırmak için yararlanmakta kararlıydı. 6 Aralık'ta Müdafaa-i Hukuk grubunu siyasal bir partiye, Halk Fırkası'na dönüştürme niyetini ilk kez açıkladı. Önde gelen bazı gazetecilerle olan görüşmelerde Halifeliğin kaldırılması ve bir Cumhuriyet kurulmasından da ilk kez söz etmişti.