Erkekler siyasal tercihlerini bıyıklarında taşıyorlardı. Kimi devleti, otoriteyi taşıyordu bıyığında, kimi isyanı. Parkaların altından taşan, kabına sığmayan genç düşünceler de vardı, beldeki tabancaların kabzasına yapışmış hırçın, patlamaya hazır düşünceler de, hayatı dışarıda bırakan güya ışıklı, nurlu evlerin sessiz odalarında fısıldanan düşünceler de...
Siyasi olaylardan haberdar olan, siyaseti bilen, yorumlayan, yönlendiren kişilerden oldum bittim çekinirdim. Ne çok şey biliyorlardı. Ve ben ne kadar az şey biliyordum!
Derler ki, içinde bulunduğumuz anı, yani "şimdi"yi çok da sevmeyiz aslında; endişe uyandırıcı, tehditkar, ciddiye almaya değmeyecek denli geçici bulduğumuz için güvenilmezdir. O yüzden geçmişe ya da geleceğe kaçmak isteriz.