• 74 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Facianın asıl nedeni geminin harap ve batma olasılığının çok yüksek olduğunun bilinmesine rağmen yine de bu okyanus ötesi göreve gönderilmesidir. Kaptan durumun farkındadır ancak devlet büyükleri pek sallamazlar dediklerini; Abdülhamit'in sarayımı denizden topa tutacaklar korkusu yüzünden Haliç'ten ayrılmalarına izin vermediği ve bağlı tutarak çürümelerine göz yumduğu gemilerden biri olan Ertuğrul ile çıkması için emir verirler. Bu kadar insanın göz göre göre ölüme gönderilmesi Osmanlı devlet yönetiminin nasıl bir çöküş içinde olduğunun açık göstergelerinden biridir. Türk edebiyatının önemli şairlerinden Behçet Necatigil (1916-1979), altı bölümlük bir radyo oyunu olarak yazdığı Ertuğrul Faciası’nda, gemide bulunan bir başka trajediye dikkat çeker. Söz ettiği isim, Şair Ali Ruhi Bey’dir. İstanbul’da doğan naif ruhlu Ali Ruhi, 19. yüzyıl şairlerindendir. Ertuğrul gemisinde seyir ve sefer defterini tutma işi ile görevlendirilmiştir. Genç şair, Singapur’da hastalanarak karaya çıkmak zorunda kalır. Singapur’da bir hastanede yatar. Ancak maalesef tedavi çabaları sonuç vermez. Kolera salgını sonucu şehit olan 13 Türk denizcisinden biri, Şair Ali Ruhi olur. Ertuğrul ile birlikte batıp boğulduğunu söyleyenler de vardır. Şairin tevhit, kaside, kıta ve tarih gibi manzumelerinden başka, 34 gazelini de içine alan Lemeat (Parıltılar) isimli bir kitabı da vardır.
  • Bir zaman -Allah rahmet etsin- mühim bir zât kayığa binmekten korkuyordu. Onun ile beraber bir akşam vakti, İstanbul'dan köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyyüb'e gitmeğe mecburuz. Israr ettim. Dedi: "Korkuyorum, belki batacağız!" Ona dedim: "Bu Haliç'te tahminen kaç kayık var?" Dedi: "Belki bin var." Dedim: "Senede kaç kayık garkolur." Dedi: "Bir-iki tane, bazı sene de hiç batmaz." Dedim: "Sene kaç gündür?" Dedi: "Üçyüzaltmış gündür." Dedim: "Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üçyüz altmış bin ihtimalden bir tek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan; insan değil, hayvan da olamaz!" Hem ona dedim: "Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?" Dedi:”Ben ihtiyarım, belki on sene daha yaşamam ihtimali vardır." Dedim: "Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var; öyle ise üçbin altıyüz günde her gün vefatın muhtemel. İşte kayık gibi üçyüzbinden bir ihtimal değil, belki üçbinden bir ihtimal ile bugün ölümün muhtemeldir, titre ve ağla, vasiyet et!" dedim. Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim: "Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrib için değil! Ve hayatı ağır ve müşkil ve elîm ve azab yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa.. hattâ beş-altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârane bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimal ile havf etmek evhamdır, hayatı azaba çevirir."
  • İstanbul 1453'te değil, bugün düştü. Bizans'ın, Osmanlı'nın güzel aynası Haliç, o saydam su, bir leş, bir balçık yığınına dönüştü. Galata' nın, Pera'nın Yahudi, Rum, Franko Levanten mahalleleri yıkıldı birer birer. Yerlerine gökdelenler, pahalı oteller dikildi. Boğaziçi yalılarına da tankerler girdi, kıyılara beton döküldü. Öfkeli, gergin bir erkek kalabalığı doldurdu sokakları. Yabancılar göç etti, kozmopolit İstanbul kalmadı artık. Kırmızı tuğlalı küçük kiliselere, geneleve sokağına sırtını dayamış sinagoga gidenler azaldı. Markiz Pastanesi'yse oto yedek parçacısı oldu çoktan. İşte böyle, İstanbul düştü. O kıyı, o sokaklar, o evler... üç denizin birleştiği yerde kurulmuş o güzelim kent.
  • ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sımsıcak bir merhaba diyecektim
    başımı usulca dizine koyacaktım
    dört gün dört gece susacaktım
    yağmur sönecekti yanacaktı
    sameland seferden dönecekti
    duvardaki saat duracaktı
    kalbim kendiliğinden duracaktı
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    emperyal otelinde bu sonbahar
    bu camların nokta nokta hüznü
    bu bizim berheva olmuşluğumuz
    bir nokta bir hat kalmışlığımız
    bu rezil bu çarşamba günü
    intihar etmiş kötümser yapraklar
    öksürüklü aksırıklı bu takvim
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun kanıma girdin itirazım var
    sesleri liman sislerinde boğulur
    gemiler yorgun ve uykuludur
    sabahtır saat beş buçuktur
    sen kollarımın arasındasın
    onlar gibi değilsin sen başkasın
    bu senin gözlerin gibisi yoktur
    adamın rüyasına rüyasına sokulur
    aklının içinde siyah bir vapur
    kıvranır insaf nedir bilmez
    otelin penceresinde duracaktın
    şehri karanlıkta görecektin
    karanlıkta yağmuru görecektin
    saçların ıslanacak ıslanacaktı
    kış geceleri gibi uzun uzun
    tek damla gözyaşı dökmeksizin
    maria dolores ağlayacaktı
    istanbul'u yağmur tutacaktı
    bütün bir gün iş arayacaktım
    sana bir türkü getirecektim
    kulaklarımız çınlayacaktı
    emperyal oteli'nin resmini çektim
    akşam saçaklarından damlıyordu
    kapısında durmanı söylemiştim
    yüzün zambaklara benziyordu
    cumhuriyet bahçesi'nde insanlar geziyordu
    tepebaşı'ndaki küçük yahudiler
    asmalımesçit'teki rum kemancı
    böyle rüzgarsız kalmışlığımız
    bu bizim çektiğimiz sancı
    el ele tutuşmuş geziyordu
    gazeteler cinayeti yazıyordu
    haliç'e bir avuç kan dökülmüştü
    emperyal oteli'nde üç gece kaldık
    fazlasına paramız yetmiyordu
    gözlerin gözlerimden gitmiyordu
    dördüncü gece sokakta kaldık
    karanlık bir türlü bitmiyordu
    sirkeci garı'nda sabahladık
    bilen bilmeyen bizi ayıpladı
    halbuki kimlere kimlere başvurmadık
    hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
    hiç kimse elimizden tutmuyordu
    ben hiç böylesini görmemiştim
    vurdun..kanıma girdin..kabulümsün...
    |Atilla İlhan|
  • 264 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Yazar: Brenden Freely-john Freely
    Kitap: Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi
    Çeviren: Yelda Türedi
    Yapı Kredi yayınları
    Sayfa: 263
    Seçerek okunan (kitap-Yazar) yorumu.

    Gözlerim kapalı dinliyorum İstanbul'u demiş şair. İstanbul nasıl anlatılır, nasıl tercüme edilir, nasıl okunur nasıl anlatılır. Eski İstanbulu eski istanbullular'dan bulursanız şayet dinleyin demişti samatyalı Hagop.
    Yazar yitip giden bir kültürün kitabı değil bu; diye eklemiş. Her ırktan, her dilden, her dinden insan kadar 1453'teki Fethine kadar Bizans imparatorluğu'na başkentlik yapmış tarihi yarımada. Camileri kadar kiliseleri, sinagogları, ve mevlevi tarikatı. Tarihin izlerini taşıyan hamamlar, çeşmeler, sanat evleriyle tarihe tanıklık etmiş Haliç'in kuzeyinde Konstantinopolis yarımadasının Beyoğlu, Galata ve Pera.
    İstanbul biyografileri genelde tarihi yarımada'ya odaklanır. Beyoğlu bölgesinin katilleri, fahişesi, sarhoşu, sokak sanatçısını.
    Tarihin Şarap ya da rakı satan "gezici meyhanelerin" olduğu.
    19. Yüzyılın ortalarının başında batılı kentleşme için gaz lambalarıyla aydınlanan sokaklar, yerleştirilen sokak tabelaları, haberleşme ve kanalizasyon hizmetleri ve bütün bunları modernize etmek için 1855'te kurulan belediye teşkilatı.
    Bu kitabı okumayan İstanbul'u, Galata, Pera, Beyoğlunu bildiğini söylemesin her ismin kendine has biediğimiz tarihi hikayeleri var.
    Yapı Kredi yayınlarını en az iş bankası yayınları kadar seviyorum ️ Çeviren Yelda Türedi'yi okurken zorlanmadığım ve ayrıca keyifle okuduğum için teşekkür ederim.
    Yazarlar hakkında: Istanbuldan bir baba oğul geçti.
    Brendan’ın California’daki bir sirkte çalışma macerası kadar, John’un İkinci Dünya Savaşı’nda Pasifik, Birmanya ve Çin’de yaptığı komandoluk görevi de aslında onların ne kadar renkli kişilikler olduğunu gösteriyor. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Galata, Pera, Beyoğlu: Bir Biyografi kitabı, Amerika, İrlanda, İtalya, Atina gibi ülkelerde yaşamış, daha sonra yerleşmek için İstanbul’u seçmiş bu iki renkli Amerikalı’nın gözünden Beyoğlu ve çevresini anlatıyor.

    Nisan ayında kaybettiğimiz fizikçi, tarif yazarı ve gezgin John Freely (91), Vasiyeti üzerine 11 Mayıs'ta çok sevdiği Istanbul'da, Feriköy Protestan Mezarlığı'na gömüldü.
  • Hem kırk sene evvel İstanbul'da Kâğıthane şenliğinin yevm-i mahsusunda, Köprüden tâ Kâğıthane'ye kadar Haliç'in iki tarafında binler açık-saçık Rum ve Ermeni ve İstanbul'lu karı ve kızlar dizildikleri sırada, ben ve merhum meb'us Molla Seyyid Taha ve meb'us Hacı İlyas ile beraber kayığa bindik, o kadınların yanlarından geçiyorduk. Benim hiç haberim yoktu. Halbuki Molla Taha ve Hacı İlyas beni tecrübeye karar verdikleri ve nöbetle beni tarassud ettiklerini bir saat seyahat sonunda itiraf edip dediler: "Senin bu haline hayret ettik, hiç bakmadın." Dedim: Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akibeti elemler, teessüfler olmasından istemiyorum."
  • haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
    polis katilleri arıyordu
    deli cafer İsmail tayfur ve şaşı
    üzerime yüklediler bu işi
    sarhoştum kasımpaşa'daydım
    vapuru onlar vurdu ben vurmadım
    cinayeti kör bir kayıkçı gördü
    ben vursam kendimi vuracaktım