Nasreddin Hoca, evinin önünde, elinde bir sopa ile toprağı eşeleyerek bir şey aramaktadır. Komşuları merakla sorarlar:
-Hayırdır Hocam, ne yapıyorsun?
-Yüzüğümü kaybettim, onu arıyorum.
-Burada mı kaybettin?
-Hayır... Samanlıkta kaybettim.
-Öyleyse samanlıkta kaybettiğin yüzüğü ne diye kapının önünde arıyorsun?
-Samanlık karanlık da... Nasreddin Hoca
Yaşlı köylü sıcak bir yaz günü tarlasında çapa yapıyordu.O sırada oradan geçmekte olan bir yolcu ona selam verdi.Köylü yolcunun selamına karşılık verdikten sonra çalışmaya devam etti.Sonra, yolcunun kendisine sorduğu soruyu duydu:
- Amca, sence buradan köye ne kadar zamanda varırım?
Bilemem, dedi yaşlı adam, başını kaldırmadan.Yolcu, bu kadar basit bir soruya bile cevap vermediği için homurdanarak yaşlı köylünün yanından ayrıldı ve köye doğru yola koyuldu. Adamın arkasından bakan köylü, Bir saate yakın sürer, diye bağırdı. Adam döndü ve sordu:
-Peki bunu ilk sorduğumda neden söylemedin?
-O zaman yürüyüşünün hızını bilmiyordum da ondan! Murat Çiftkaya
"Bütün insanlar bir bedenin organları gibidir.
Çünkü yaratılışları bir mayadandır.
Aynı cevherden yaratılmışlardır.
Günün birinde vücuttaki organlardan biri ağrırsa öteki organlar da rahatsız olur.
Eğer sen başkalarının dertleriyle, acılarıyla mustarip olmuyorsan insan adını almaya layık değilsin."
*mustarip
üzüntü, hasta Şeyh Sadi Şirazi