Ömer Efeoğlu, bir alıntı ekledi.
8 saat önce · Kitabı okuyor

Halk, israfına rağmen, bu hükümdarı seviyordu. Osmanoğlu olması, bu sevgiyi kendisine doğuşundan sağlamıştı. Üstelik halîfe olduğu için, mü’min bir Müslüman, padişaha karşı gelerek günaha girmek istemezdi. Kara ve deniz ma­nevralarına katılması, askerle karavana yemesi, ordu ve do­nanma ve askere gösterdiği itina ve çok açık sevgi, prestiji­ni artırıyordu. Kadınlarına düşkün değildi. Millet, ağabeyi Sultan Abdülmecid’i çok sevmiş, fakat kadınlarından da bıkmıştı. Sultan Aziz için böyle bir şey bahis mevzuu değildi... Dört zevcesi dışında bir câriye ile ilişkisi duyulmamış, Abdülaziz Hân böyle bir şeyi küçüklük saymıştı. Üstelik zevceleri saraydaki dairelerinden çıkamazlar, ağabeyinin kadınları gibi İstanbul’da istedikleri gibi gezip tozamazlardı. Hiçbir Hiçbir zaman ne içki, ne tütün kullanmamıştı. Sıhhatli olmak bakımından da ağabeyinden ayrılıyordu. Ancak, israf başlıca dedikodu mevzuu idi. Ağabeyinin başlattığı Çırağan Sarayı’nı, Dolmabahçe’den daha muhteşem şekilde yaptırıp döşettiği gibi, Beylerbeyi’nde de bir saray yaptır­mıştı.
Koç ve horoz dövüştürüp kazanan hayvana nişan taktı­ğı gibi şeyler, Yeni Osmanlılar’ın Avrupa’da yayınladıkları muhâlefet gazetelerinde uydurdukları şeylerdi, hiçbir asılları yoktu.

Bir Darbenin Anatomisi, Yılmaz ÖztunaBir Darbenin Anatomisi, Yılmaz Öztuna
selim koç, bir alıntı ekledi.
13 saat önce

X. yüzyıla kadar İslam dünyasında İlmî ve kültürel alanda yapılan faaliyetlerde
büyük ilerlemeler kaydedilmiş olmalarına rağmen, bu yüzyıla geldiğimizde tslam
dünyasında siyasi birlik ve sosyal bütünlüğün bozulmaya başlandığım görmekteyiz.
İlk halifelerinin saltanatlarının özelliği olan ihtişam da artık sönmüş, yönetimde
çözülme ve bozulma başlanmış, halifeler “herkes tarafından tanınan halife” olmaktan
çıkmış, bir otorite boşluğu meydana gelmişti. Bu boşluk neticesinde de İslam
dünyasında yerel hanedanlıklar kurulmuştu. Siyasi birlik ve sosyal bütünlüğün bozulmasını
kendi menfaatlerine göre şekillendirmeye çalıştılar. Bu devletlerin bir
kısmı Abbasi halifeliğinin yanında yer alırken bazıları da onlara muhalif olmalarına
rağmen menfaatleri gereği Abbasi halifelerinin yanında yer aldılar. Üçüncü bir
grupta siyasi, askeri, politik ideolojik olarak Abbasi halifelerine ve onlara birlikte
hareket eden devletlere karşı muhalefet bayrağı yükselttiler.

Ortadoğu'da Marjinal Bir Hareket Karmatiler, Abdullah EkinciOrtadoğu'da Marjinal Bir Hareket Karmatiler, Abdullah Ekinci
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
Dün 03:15 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Padişah rahlenin önünde kalmış, namaza Şeyh Mahmud Hüdaî'nin sadık müridi kemter Murad durmuştu. İkisini birbirinden o kadar iyi ayırıyordu ki, onu tanıyanlar bunun şuurî bir ayırım değil, fıtrî olduğunu söylüyorlardı. Bir keresinde rahmetli Hasan Halife,

"Padişahım, tekkede başka, tahtta başkasın, bu işin sırrını söyler misin?" diye sormuştu. "Bilmem ki" demişti Sultan Murad, "kendi bilmecemi çözebilseydim kâinatın esrarını da çözerdim. Bu öyle bir haldir ki düşünmeyle olmaz, kendiliğinden olur."

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
mehmet rauf güler, bir alıntı ekledi.
 24 May 14:43

İnsan / Eşref-i Mahlukat
Yüce Allah, insanı, "en güzel" tanımlamasıyla nitelendirdiği bir "oluş" içinde yaratmıştır (93/Tin: 4). İnsanın yaratılışındaki aşamaları bildiren bir dizi ayetin ardından, Yüce Allah'ın kendisi hakkında "Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir!.." (23/Müminun: 12-14) buyurmasıysa, bu "en güzel" nitelemesinin anlamını, kapsamını, derinliğini ve değerini daha açık bir biçimde ortaya koyar. Yüce Allah'ın yaratmış bulunduğu bu "en güzel"e ikramı da en büyük olmuştur. Ona kendi "ruh"undan üflemiş (15/Hicr: 29; 38/Sad: 72); "Eşya'nın İsimleri"ni öğretmiştir. (2/Bakara· 31-33). Melekleri, ona secde etmeye çağırmış, onlar da secde etmiş, yalnız "iblis" secdeden kaçınmıştır (2/Bakara: 34; 7/A'raf: 11; 15/Hicr: 29; 17/İsra: 61; 18/Kehf: 50; 20/Taha: 116; 38/Sad: 72-76). Yaratılışının ardından, onu, Cennet'te oturtturmuş (2/Bakara; 34; 7/A'raf: 12; 17/İsra: 61;38/Sad: 74-76); derken, "Yasak Ağaç"tan yemeleri üzerine (2/Bakara: 35; 7/A'raf: 19) Yeryüzüne indirmiştir (7/A'raf: 22; 20/Taha: 121-123). İnsan, "üzerinde halife olmak" üzere (2/Bakara: 30 ) yaratıldığı Yeryüzünde, bir süre için yerleşip, geçinecektir (2/Bakara: 36; 7/A'raf: 24). Bu süre içinde, onlara yol göstericiler gelecek (2/Bakara: 38), içlerinden doğru yolu seçenler için hiçbir korku da söz konusu olma yacaktır (2/Bakara: 38; 20/Taha: 123). Yüce Allah, insanı indirdiği Yeryüzünü de insanın yaşamasına en elverişli bir biçim de yaratmış, düzeltmiş, döşemiş, donatmış; böylece insanoğluna olan lütuf ve keremini bu nimetlerle arttırmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de bunu bildiren onca çok ayet vardır ki, bu kitabı bütünüyle onların anlamlarına ayırsak bile yetmeyecektir. Bu yüzden, yalnızca birkaç ayetin anlamını vererek yaratılmışların bu "en güzel"ine olan ikramı örneklendirmek yoluna gidecek, bu kadarıyla yetineceğiz: "O, Yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bina kıldı. Gökten su indirip, onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi."(2/Bakara: 22)

İnsan, Zübeyir Yetikİnsan, Zübeyir Yetik
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
23 May 02:05 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Halife Hazretleri yalnız bizim değil, bütün Müslümanlarındır..."

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
22 May 23:00 · İnceledi

Rasulullah s.a.v; "Kimi İslam'a davet ettiysem şaşkınlığa uğradı ve tereddür etti. Ebu Bekir ise, O'na anlattığımda hiç tereddüt ve şüphe etmedi" buyurmuştur.

1000 Soruda 4 Raşit Halife, Muhammed Kutub (Sayfa 13)1000 Soruda 4 Raşit Halife, Muhammed Kutub (Sayfa 13)

Özellikle 4 Halife dönemi hakkında ve merak ettiğiniz konularla ilgili ciddi anlamda ayrıntılı bir kitap. Ve en önemlisi kanımca soru cevap şeklinde olması sayesinde akılda daha kalıcı oluyor tavsiye edilir.

Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
22 May 02:08 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Mahmud Hüdaî Efendi misafirlerini ayakta karşıladı. Fakat o ne kalkıştı öyle! Sanki dünya, beraberinde ayaklanmıştı. Sakalının ak boğumlarında ürperen gölgeler çehresini olduğundan çok nuranîleştirmiş, alnının ak berraklığını olanca ışıltısıyla belirginleştirmişti.

Elleri beyaz cübbesinin bol kollarında kayıptı. Sağ elinden doksan dokuzluk bir teşbih sarkıyor, cübbesinin içinde yamalı hırkası en süslü saray elbiselerinden daha çok göz kamaştırıyordu. Hasan Halife, yamanın elbiseye bu kadar yakıştığını görmemişti. Biri kalkıp söylese belki de gülerdi. Fakat işte, gözlerinin önündeydi. Nâmı, İslam âlemini sarmış Şeyh Mahmud Hüdaî yamalı hırka giyiyor ve o yamalı hırka göz kamaştırıyordu.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
22 May 00:43 · Kitabı okudu · 9/10 puan

... bir başka dünyaya gitmiş gibi hissederdi kendini. Dost dolu, kardaş dolu, iyilik dolu, merhamet ve sevgi dolu bir dünyaya. Belki de bütün bu hislerin kaynağı Hasan Halife'nin dediği gibi Mahmud Hüdaî Hazretleriydi. Mutlaka o idi.

Yalnız tekkesine değil, bütün Üsküdar'a havasının damgasını vurmuştu. Dersaadet'in öteki yakasından yükselen çatal çığlıklar burada yoktu. Öbür yakadaki kötülüklerden de eser yoktu. Bütün iyilikler tekkenin içinde ve civarında devlet kurmuş gibiydi.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu
Onur Kanık, bir alıntı ekledi.
21 May 21:11 · Kitabı okudu

Bir kovucu Mısır halifesine Musul padişahının: huri gibi bir cariyesi olduğunu söyleyip dedi ki: Onun bir cariyesi var ki âlemde onun gibi güzel yok. Güzelliğinin haddi yok söze sığmaz anlatılmaz ki. İşte resmi şu kâğıtta bir bak! O ulu halife kâğıttaki resmi görünce hayran oldu elindeki kadeh düştü.

3835. Derhal Musul'a büyük bir orduyla bir er gönderdi. Eğer o ay parçasını sana teslim etmezse orasını tamamiyle yak yık. Verirse bir şey yapma bırak yalnız o ay parçasını getir de yeryüzündeyken ayı kucaklayayım dedi. Er binlerce Rüstem'le davul ve bayraklarla yola düştü Musul'a yollandı. Sayısız asker şehri mahvetmek üzere tarlama çevresine üşüşen çekirgeler gibi oraya üşüştüler.

3850. Elçi gelip maksadı söyleyince o erkek padişah dedi ki: Bu suret eksik olsun tez götür. Ben iman ahdında puta tapanlardan değilim. Putun puta tapanda olması daha doğru. Elçi kızı getirince o yiğit er derhal âşık oldu. Aşk bir denizdir gökyüzü bu denizde bir köpük. Aşk Yusuf'un havasına kapılan Zeliha gibi insanı hayran eder. Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.

3860. O yiğit er de kuyuyu yol sanmış çorak yerden hoşlanmış oraya tohum ekmeye kalkışmıştı. O yatıp uyuyan rüyada bir hayal görür onunla buluşur düşü azar. Uyanıp kendine gelince görür ki o oyunbazlık uyanıkken olmamış. Vah der beyhude yere erlik suyumu zayi ettim o işveli hayalin işvesine kapıldım. O yiğit er de beden yiğidiydi asıl erliği yoktu. O yüzden erlik tohumunu öyle bir kuma saçtı gitti.

3865. Aşk bineği yüzlerce gemi atmış ölümden bile korkmam diye nara atmaktaydı. Aşk ve sevdada Halifeden pervam bile yok. Varlığımla ölümüm birdir bence diyordu. Fakat böyle ateşli ateşli ekmeye kalkışma. Bir iş eriyle danış. Fakat meşveret nerde akıl nerde? Hırs seli adama yıkık yerleri kazdırır tırnaklarını uzatır. Bir güzele âşık olanın önünde de sed vardır ardında da. öyle adam artık önünü ardını az görür.

3875. O yiğit er de Musul'dan döndü yola düştü. Yolda bir ormana bir yeşilliğe geldi. Aşk ateşi öyle bir parlamıştı ki yerle göğü fark etmiyordu. Çadır içinde o ay parçasına kasdetti. Akıl nerde Halifeden korkma nerde? Şehvet bu ovada davul dövdü mü akıl dediğin ne oluyor ki a turpoğlu turp: Yüzlerce halife o anda o erin ateşli gözüne bir sinekten aşağı görünür.

3880. O kadına tapan er şalvarını çıkarıp cariyenin ayak ucuna oturdu.
Aleti dosdoğru gideceği yere giderken orduda bir gürültü bir kızılca kıyamettir koptu. Er sıçradı götü başı açık bir halde ateş gibi Zülfikar elinde dışarı çıktı. Birde ne görsün ormandan kara bir erkek aslan kendisini ordunun içine kapmış koy vermiş. Atlar ürküp köpürmüşler her çadır ve ahır yeri yıkılmış herkes birbirine girmiş.

3885. Erkek aslan ormanın gizli bir yerinden fırlamış havaya deniz dalgası gibi tam yirmi arşın sıçramıştı. Er pek yiğitti aldırış bile etmeden sarhoş bir erkek aslan gibi aslanın önünü kesti. Kılıçla bir vurdu başını ikiye böldü. Derhal o ay yüzlü dilberin bulunduğu çadıra koştu. O hurinin yanına gelince aleti hâlâ dimdikti. Öyle bir aslanla savaştı da erliği yine sönmedi hâlâ ayaktaydı.

3890. O tatlı ve ay yüzlü güzel onun erliğine şaşıp kaldı. istekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can birleştiler. Bu iki canın birbirleriyle birleşmesi yüzünden gayıptan bir başka can gelir erişir. Kadının rahminde meniyi kabule mâni bir şey yoksa bu can doğuş yoliyle gelir yüz gösterir. Her nerde iki adam sevgiyle yahut kinle birleşseler bir üçüncü can mutlaka doğar.

3900. Kadının canı da kıyamet gününü bekler erkeğin canı da. Bu âlemde emeklemen nedir ki? Daha çabuk adım at. O er o yalancı sabah yüzünden yolunu kaybetti de sinek gibi ayran kabına. düştü işte. Birkaç gün murat alıp murat verdiler. Fakat sonra o büyük suçtan pişman oldu. Ey güneş yüzlü bu işe dair Halifeye bir şey söyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi görünce sarhoş oldu onun tası da damdan düştü. Halife buluşmayı diledi bu maksatla o cariyenin yanına gitti. Onu andı aletini kaldırdı. O cana canlar katan o sevgisini gittikçe artıran güzelle buluşmaya niyetlendi. Kadının ayakları arasına oturdu. Oturdu ama takdir zevkinin yolunu bağladı.

3945. Farenin catırdısı kulağına değdi. Aleti indi uyudu şehveti tamamiyle kaçtı. Bu ıslık yılan ıslığı olmasın çünkü hasır kuvvetle oynamakta dedi. Cariyeciğin Halifenin şehvetinin zayıflığını görüp o beyin kuvvetini hatırına getirerek gülmeye başlaması ve Halifenin bu gülüşten bir şey anlaması.. Cariye Halifenin gevşekliğini görünce kahkahalarla gülmeğe başladı. O erin aslanı öldürüp geldiği halde hâlâ aletinin inmediğini hatırladı. Kahkahası arttıkça arttı uzadıkça uzadı. Kendini tutmaya çalışıyordu ama bir türlü dudaklarını kapatamıyordu ki.

3950. Esrara alışık olanlar gibi boyuna gülüyordu. Kahkaha kârına da üstün gelmişti ziyanına da. Ne düşündü aklına ne getirdiyse fayda vermedi; aklına getirdiği şeyler de gülmesini artırıyordu. Sanki bir selin bendi birden yıkılmıştı. Ağlayış gülüş gönlün gamı neşesi.. Bu ki her birinin ayrı bir madeni vardır. Her birinin bir ayrı mahzeni vardır ve o mahzenin anahtarı kapalı kapılan açan Tanrı'nın elindedir. Bir türlü gülmesi dinmiyordu. Nihayet Halife alındı huysuzlandı.

3955. Hemencecik kılıcını kınından sıyırdı. Habis dedi neden gülüyorsun? Söyle. Bu gülüşten gönlüme bir şüphe düştü. Hileye kalkışma doğru söyle.Yalanla beni kandırmaya kalkışırsan yahut boş bir bahane icat edersen Ben bunu anlarım gönlümde bunu anlayan bir nur vardır. Doğruyu söylemek gerek vesselam.' Bil ki padişahların gönüllerinde ulu bir ay vardır. Bazı bazı gaflet yüzünden bulut altına girer ama ehemmiyeti yok.

3965. Cariye âciz kalınca ahvali anlattı. O yüz Zâl'e bedel olan Rüstem'in erliğini söyledi.Yoldaki gerdeği o sırada vukua gelen halleri bîr bir nakletti. Erin kılıcını çekip gidişini aslanı öldürdükten sonra gelişini aletinin hâlâ gergedan boynuzu gibi ayakta olduğunu söyledi. Ondan sonra namuslu Halifenin gevşekliğini ve farenin bir çıtırtısından aletinin söndüğünü görünce dayanamayıp güldüğünü bildirdi. Tanrı sırları meydana çıkarır. Mademki sonunda bitecek kötü tohum ekme. Padişahın işi anlayınca o hıyaneti örtüp affetmeyi ve kendisinin Musul padişahına zulmettiği için "Kim kötülük ederse kendine eder" ve "Şüphe yok rabbin gözetleme yerindedir seni görür" âyetleri mucibince bu kötülüğe uğradığını anlayıp intikam almaya kalkışırsa bu zulüm ve tamahın cezasını çektiği gibi o intikamın cezasına da uğrayacağını kestirerek cariyeyi o beye vermeyi kurması

3995. Padişah kendi kendisine suçunu kabahatini kızı ele geçirmek için ettiği ısrarı anıp tövbe etti Tanrı'dan yarlıganmak diledi. Dedi ki: Başkalarına yaptığım şeyler ceza haline geldi bana gelip çattı. Mevkiime güvenip başkalarının eşine kasdettim. Bu kasıt bana döndü kuyuya düştüm. Başkasının kapısını dövdüm o da tuttu benim kapımı dövdü. Kim başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına pezevenklik eder.

4010. Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bir hatada bulunduk. Ey merhameti büyük Tanrı bize acı! Ben onu affettim sen de yeni suçumu da affet eski suçlarımı da. Sonra cariyeye sakın dedi bu senden duyduğum sözü kimseye söyleme. Seni beyinle evlendireceğim. Tanrı hakkı için sakın bu hikâyeyi bir daha anma. Anma da o benden utanmasın. Çünkü o bir kötülükte bulundu ama yüz binlerce de iyilik etti.

4015. Ben onu defalarca sınadım ona senden de güzel kadınları emniyet ettim. Hiç dokunmadı. Bu olan şey benim yaptığımın cezası. Bundan sonra o beyi huzuruna çağırdı. Âlemi: kahretmeyi düşünen hışmını yendi. Ona kabul edilecek bir bahane buldu. Dedi ki: Ben bu cariyeden soğudum. Sebebi de şu: Çocuğumun anası bu cariyeyi kıskanmada âdeta bir tencere gibi kaynayıp durmada yüzlerce sıkıntılara uğradı.

4020. Oğlumun anasıdır onun nice hakları vardır. Böylece cevir ve cefalara lâyık değildir o. Kıskançlığa başladı kanlar yutmada. Bu cariye yüzünden pek şiddetli acılara düştü. Hâsılı bu cariyeyi birine vereceğim. Buna karar verdikten sonra azizim efendim senden daha iyisini bulacak değilim ya. Sen onun için canınla oynadın. Artık onu senden başkasına vermek doğru değil. Onu o beye nikahlayıp verdi öfkesini hırsını kırdı geçirdi.

Mesnevi, Mevlana Celaleddin-i RumiMesnevi, Mevlana Celaleddin-i Rumi