• Burada, pek önemli olan bir noktayı da kaydedip açıklamalıyım: Millet ve ordunun, padişah ve halifenin ihanetinden haberi olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği dinsel ve geleneksel bağlarla itaatli ve bağlı. Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken, (geçmişin) mirasından gelen bir alışkanlığın yönlendirmesiyle, kendinden önce, yüce halifelik ve saltanat makamının kurtuluşunu düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtuluşu anlama niyetinde değil. Bu inanca aykırı bir düşünce ve yorum belirteceklerin var haline! O anda dinsiz, yurtsuz, hain, reddedilmiş olur.
  • Millet ve tarih mesela, Abdülmecit hakkında böyle bir hüküm vermemiştir. Oysaki Abdülmecit de Osmanlı'nın veliahtlarından biridir, halife unvanı almıştır. Mesele, Osmanlılık meselesi değildir. Milletin kurtuluş mücadelesine karşı olup olmama meselesidir. Abdülmecit millete düşmanlık yapmamıştır, milletin istiklali için canını ortaya koyanlar aleyhinde çalışmamıştır, onları aforoz etmemiştir. Ama Vahdettin, Millî Mücadele kahramanlarını aforoz ederek onlar hakkında ölüm fetvası verdi, Ankara'da Rifat Börekçi de hutbeleri onun adına değil, millet adına okutarak onu millet adına aforoz etti.
    Yaşar Nuri Öztürk
    Sayfa 42 - Yeni Boyut Yayınları, 30. Baskı
  • Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım dedi.Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler.Allah da onlara:Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim dedi.
  • “Direnişe hazır olun! Ölüm haksa ve kaçınılmazsa, en güzeli Bağdat’ta ölmektir!”
    Halife Mustasım Billah
  • Halife dehşetle irkildi. Hatırlıyordu.
    “Sen o’sun.”
    Adam hiddetlendi. Etrafındakiler uzun zamandır Han’ın hizmetinde bulunan müneccimbaşını hiç bu kadar öfkeli görmemişlerdi.
    “Evet, ben o’yum. Aşağıladığınız, alay edip güldüğünüz, tüm emeğini evirip çevirip bir kenara fırlattıktan sonra; “Kütüphanemde bunlardan binlercesi var. Kitap yerine bir çift öküz getiremedin mi?” diyerek kovduğunuz İranlı… Benim adım; Ebû Ca‘fer Nasîrüddîn Muhammed bin el-Hasen et-Tûsî”
    Halife ne diyeceğini bilemedi. Tükenmişti.
    Adam hafifçe kulağına eğilerek, fısıltıyla şöyle dedi:
    “İstediğin öküzleri getirdim. Beğendin mi?”
  • Bir ara Medineli kadınlar Muhammed'e başvurarak, kocala­rının kendilerine haksızlık yaptıklarını, hatta kendilerini döv­düklerini söylüyorlar. Buna karşı Muhammed, hanımını döven erkeğe kısas uygulanması gerektiğini söylüyor ve bu konuda kadınların lehine bir karar veriyor. O arada Halife Ömer Muhammed'in böyle bir fetva verdiği haberini alınca, Muham­med'e varıp kendisine, "Kadınlar erkeklere karşı azdılar (Ömer, -sanki- Muhammed'e 'sen ne yapmak istiyorsun' demek sure­tiyle buna engel olmak istiyor)" şeklinde itirazda bulunuyor. Ömer'in bu itirazı üzerine, Muhammed hemen ifade değiştirip erkeklerin hanımlarını dövebilecekicrini söylüyor. Bu sözü duyan kadınlardan 70 tanesi, Muhammed'in evine doğru yürüme­ye başlıyor. Bu kez zor durumda kalan Muhammed, kesin yasak anlamında değil de öneri anlamında erkeklere hitaben, "Hayırlı olan erkekler, hanımlarını dövmezler" şeklinde vaziyeti kurtar­maya çalışıyor.
  • Benim için incelemesi zor bir eser olacağını hissediyorum Bekir Yıldız’ın ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’ isimli eserinin. Çünkü hem eserde anlatılanlar yaşanmış dehşet verici gerçekler, hem de karakterlerin anlayışları günümüzde hâlâ sağ. Hüseyinler hâlâ ayakta dimdik, zalim ve kollarını dört bir yana dolamış Yezidler’in zulmü karşısında. İncelemede zorluklar yaşamamın bir diğer önemli sebebi ise konunun bir din ile yakından temas halinde olmasıdır. Benim dini tercihlerimden ötürü -İnceleme şeklimden Alevi olduğum düşünülebilir. Ancak Alevi değilim. Dinler ile görüşümü Türkiye’nin şu koşullarında kendime saklamayı daha doğru buluyorum.- de, bir inceleme kaleme alması zor bir eser ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’. Eser adından da anlaşılabileceği üzerine 10 Ekim 680 yılında gerçekleşen Kerbela Katliamı’nı ve öncesinde gerçekleşen olayları konu ediniyor.

    Eğitim almakta olduğum bölümün ‘Tarih’ olması sebebiyle elbette ki Kerbala Katliamı’nı bu alanda eğitim almamış birçok kişiye oranla daha iyi biliyorum. Ancak bu konuda hiçbir edebi eser okumamıştım daha evvel. Edebi bir bakış açısı ile gerçekleri okumak beni derinden etkiledi. Aslında aklımda Kerbela Katliamı ile ilgili bir eser okumak yoktu. Bu eseri 1000kitap’da bir yazarın (Kusura bakmasın şu an ismini hatırlayamıyorum.) alıntısını görmem ile okumaya karar verdim. İyi ki de bu kararı almışım.

    Kerbela Katliamı hem dünya tarihini hem de İslam tarihini derinden etkileyen bir olaydır. Bir avuç aç, susuz fakat ‘inanmış’ insanın, koskoca bir ordu ile karşı karşıya kaldıkları yerdir Kerbela. Mevki, makam, şön, şöhret ve zenginlik hırsının gözlerini bürüdüğü zalimlerin, İslam peygamberi Muhammed’in torunu Hüseyin’i katlettikleri, Hüseyin’in kardeşi Hasan’ın oğullarının katledildiği, Ali’nin oğullarının katledildiği yerdir Kerbela. Çöldür ama kumlar yaştır. Yaştır, çünkü bu kumlar kan ile gözyaşları ile sulanmıştır. ‘İnanmış’ların, ‘zalim’e, Yezid’e, boyun eğmediği yerdir Kerbela.

    Günümüzde de olduğu gibi tarihin her döneminde zalimler de, mazlumlar da olmuştur. Bu zıtlık hep süregelmiştir. Bu eserde de haksız zalimler ve haklı mazlumlar var. Haksız zalimler: Muaviye bin Ebu Sufyan ve oğlu Yezid. -Lanet olsun Yezid’e...- Haklı mazlum ise: Hüseyin ve yoldaşları. Her iki taraf da bazı şeyleri simgelemektedirler. Muaviye ve Yezid, zenginliği, zalimliği, orduları, kaba gücü, baskıyı, zulmü, halkı ve hakkı hiçe saymayı, saltanatı, yalancılığı simgelerken; Ali, oğlu Hüseyin ve Hasan ise zalime -Muaviye ve Yezid- karşı direnmeyi, mazlumdan yana olmayı, hukukun ve kişinin üstünlüğünü, halkı ve hakkı, Muhammed’in yolunu simgelemektedirler. Ayrıca bir de halk vardır ki Bekir Yıldız eserinde halkı da çok net ifadeler ile anlatmıştır.

    Eser Halife Ali’nin şehit edilmesi ile başlamaktadır. Ali’nin öldürülmesinin ardından, Muaviye bin Ebu Sufyan ve Hasan halife ilan edilmiştir. Hasan’ı halk desteklerken; Muaviye’yi ise ordu ve güç desteklemektedir. Kanlı olayların olmasını istemeyen Hasan, Muaviye’nin gücü elinde topladıkça zalimleşeceğinin farkına varamaz ve ona biat eder. Aslında Hasan iyi niyetlidir çünkü Müslüman kanı aksın istemez. Fakat büyük bir yanılgıya düşmüştür. Zalimin güç kazanmasına fırsat verilirse, o zalim daha fazla kan akıtır ki gerçekten de hep öyle olmuştur. “Korkarım hep böyle olacak. İdamlar, işkenceler çoğaldıkça, insanlar sinecek. İnsanlar sindikçe de, idamlar, işkenceler daha çok artacak.” Syf. 97. Burada daha fazla tarihi olaylara yer vermek istemiyorum. İsteyen okuyucular ister kitabı okuyabilirler, isterlerse çeşitli kaynaklardan araştırabilirler. Bir tarih öğrencisi olarak Bekir Yıldız’ın anlattıklarının tarihi veriler ile çelişmediğini ve güvenilir olduğunu söyleyebilirim.

    Eserin anlatım biçimine gelirsek dilini gayet sade buldum. Ayrıca okuyucuyu, yoran betimlemeler ve aşırı uzun cümleler ile sıkmamış Bekir Yıldız. Diyaloglarda sanki gerçekten Muhammed’i, Ali’yi, Muaviye’yi, Yezid’i, Hasan’ı ve Hüseyin’i dinlediğimizi hissettirmiş ki bu bence çok çok büyük bir başarıdır. Ayrıca karakterleri de tanıtışını da başarılı buldum. Yezid’in ilk anlatıldığı paragraf hem insanda büyük bir iğrentiye yol açıyor hem de günümüzde, gündelik hayatlarımızda yer alan Yezid benzerleri kişileri akla getiriyor. Hüseyin ve yoldaşlarının, toplam 72 kişinin, Kerbela’da kuşatıldıkları kısmı kaleme alış tarzı ise tek kelimeyle muazzam. Hüseyin’in dedesi (Muhammed) ve babası (Ali) ile konuşmaları, yanındakilerin inançlarından dönmeyerek zalime itaat etmemeleri, çölün o kavurucu sıcağı gerçekten çok başarılı bir şekilde anlatılmış. Elbette o zalim olayı yaşayanlar kadar hissedemeyiz fakat eseri okurken o çölde Hüseyin ve yoldaşları ile birlikte Kerbela Çölü’nde susuzluktan kavrulduğunuzu bir nebze de olsa hissedebiliyorsunuz.

    Bu eser ile ilgili daha neler söylemek isterim inanın bilmiyorum ancak gerçekten etkisi altında kaldığım bir eser. ‘Zalim’in, ‘İnanmış’ın ve ‘Kerbela’nın çok başarılı bir şekilde anlatıldığını dile getirererek sözlerimi sona erdirebilirim sanırım. ‘ve Zalim ve İnanmış ve Kerbela’ isimli eseri okumamış herkese tavsiye ederim. Okumuş olanlara da ne mutlu bu kadar değerli bir eseri okumuşlar, bu kadar acı bir olayı öğrenmeye çalışmışlar. Ne mutlu hakkın, haklının, adaletin, doğrunun, mazlumun, aklın ve vicdanın yolunda olanlara! Lânet olsun Yezidler’e, Yezidleşenlere, adaletin terazisini bozanlara ve Yezid yolunda yürüyenlere!...

    “Korkusuzluğum nedendir? Çünkü bilirim ki, zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci er geç yener. Bugün yenemezse, yarın yener.” Sayfa: 122