Bir ünlüyle ya da bir gruba mensup popüler kişilerle aynı fotoğraf karesinde görünmek için can atmak, insanın kendi hakikatini unutmasının en ince ama en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Bir kareye sığma arzusu, çoğu zaman bir düşünceye sığamayan zihnin yerini alır. Makamların önünde, isimlerin yanında, güç sahiplerinin gölgesinde varlık aramak; Allah’ın insanı isim ve sıfatlarına ayna olsun diye yeryüzünde halife olarak yarattığını unutarak yaşamak ne büyük bir hezeyandır.
Bugün bazı insanlar için bir fotoğraf karesi, bir hakikatten daha kıymetli hale gelmiştir. Kiminle yan yana göründüğü, ne düşündüğünden daha önemlidir. Dalkavukluk tam da burada başlar: bir fikre değil, bir isme yaslanma; bir hakikate değil, bir gölgeye tutunma hastalığı… Güç sahibinin yanında görünmek, onun etrafında dolaşmak, onun karesine girebilmek için verilen çaba, çoğu zaman insanın kendi değerini küçültmesidir. Çünkü görünmek için başkasının gölgesine giren, kendi ışığını söndürür.
Oysa insanın değeri, bir fotoğrafın kenarında değil, hakikatin merkezinde durabilmesindedir. Baş eğmek, el etek öpmek, sırf görünmek için güçlülerin yanında yer kapmaya çalışmak; iradenin değil, zaafın görüntüsüdür.
Şeyh Gâlib bu hakikati şöyle dile getirir:
“Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü ricâ olmayasın
Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın
Yanılıp reh-rev-i sahrâyı belâ olmayasın
Ademe muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın
Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın
Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”
Bu beyitler insana şunu hatırlatır: Sen aslında değersiz bir gölge değil, varlığın özüsün. Ama bu öz, başkalarının yanında fotoğraf karesine girmekle değil, kendi hakikatine yönelmekle ortaya çıkar. İnsan sultan iken dilenci olmayı