Halis Akdemir

Halis Akdemir
@adamistizm
İnsan doğdu, insanlıktan uzak düştü, insan olmaya, insan kalmaya ve insan olarak ölmeye çalışıyor.
Devam Ediyor
Dünya benim evim, Güneş lambam, ay kandilim.(Şimdilik)
14 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
ÂLEMLERİN REİSİ
Bizim Reisimiz öyle bir Reistir ki Reisliği yerlerden gökleredir.Kulluktan Sultanlığadır, Sultanlığı kulluğundadır, kulluğundandır. Dışardan biri geldiğinde O'nu diğerlerinden ayıran nübüvvet nurundan tanır yoksa herkes gibidir. Bizim Reisimiz herkesin oturduğu yerde oturur. Bizim Reisimiz herkes ne yerse onu yer, ne içerse onu içer, ne giyerse onu giyer.Açlıktan herkes karnına bir taş bağlarken O iki tane bağlamıştır.Yatağındaki hasırın yüzünde bıraktığı iz karşısında, hüzne kapılıp ağlayana; "...istemez misin dünya onların ahiret bizim olsun der ve teselli eder. Bizim Reisimiz savaşta ve barışta herkesin sığınağıdır. Savaşı barış içindir. Belki nazarında herkesin değeri ayrı ayrıdır ama yanında herkes birdir. O köleleri öyle bir hürriyete kavuşturmuştur ki ; o kölelerin (sultanların) ordusundaki neferlerin kapısında Hanniballar kumandanlık dilenir. Köleyi serasker, yenilmeyen komutanları onların emrine nefer yapar Bizim Reisimiz. Başarıyı kendinden bilip de bakışları bulanıp başları dönmesin diye. O'nun hayata hayat veren nizamında zalimlerin palazlanmasına yer olmadığı gibi mazlumun iniltisi de duyulmaz. O merdane meydana çıkıp hak iddiasında olanlardan helallik ister, sırtını açar buyrun Muhammed'in (sas) sırtını der ve şuur aşılar. Bizim kollarımızdan tutup hakkını arama (her kim olursa olsun) hakkını öğretir ve o ufka kaldırır. Sinesinde bütün âlemi kucaklayan muhabbet ve merhamet uçsuz bucaksızdır.Kızına gözünün hadekası, ciğerparesine :"Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah'tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam..." der. O'nun yanında ve hayata getirdiği ve geçirdiği nizamda Bilal de Amr da Zeyd de Selman da Halid de birdir. Üstünlük takva iledir. Bizim Reisimiz "Ey
Hayat ve İnsan
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
DELİ SULTAN
Tımarhane Delisi diye maruf ve muttasıf amma akil diye geçinen ve bilinenlerin kapısında dilenci bile olamayacakları bir Deli Sultan ki ne Sultan.

Halis Akdemir

@adamistizm
·
Elazığ Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi’nde tedavi gören ve 1965 yılında vefat eden bir delinin Allah'a yazdığı mektup; “Ben dünya kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, El-Aziz (Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, Çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, Ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakimi'nin Dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir..! Ben gam (dertlilik) deryasında, Fakirlik vatanında, Horluk ve rezillik kaftanında Padişah yapılmışım..! Meyvalardan dağdağana, Çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, Yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, Ve sahranın çöl fırtınasıdır..! Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, Lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)..!
GECENİN BAĞRINDAN DOĞAN GÜN
Geceyi yaran bir sabah gibi olmak istiyorum. Yerin bağrında sessizce bekleyen bir tohum gibi; karanlığın içinde olgunlaşıp vakti gelince toprağı yararak güneşe kavuşan bir tohum gibi. Annenin rahminde görünmeden büyüyen, bilinmeyen âlemlerden geçerek hayata gözlerini açan bir cenin gibi doğmak istiyorum. Karanlığın içinde kaybolmak için değil, karanlığın içinden nura çıkmak için yaratıldığımı biliyorum. Fakat ey Rabbim, bir türlü uyanamıyorum gecemden. Bir türlü geçemiyorum karanlığımdan aydınlığa. Üzerime çöken ölü toprağını atmak istiyorum. Kendimi bilmek istiyorum. Beni var eden Seni bilmek istiyorum. Âlemi bilmek, eşyanın hakikatini görmek istiyorum. Benden ötesini, görünenin ardındaki hikmeti ve manayı kavramak istiyorum. Sana yaklaşmak, Senin nurunu tanımak istiyorum. Fakat nefsimin, gafletimin ve çağın karanlıklarının içinde yolumu kaybediyorum. Rahimde saklı kalan bir cenin gibi, toprağın altında unutulmuş bir tohum gibi bekliyorum. Ey karanlıkların içinden nuru çıkaran Rabbim! Ey zulmeti yarıp gündüzü doğuran Allah’ım! Beni bu dehlizlerden çıkar. Beni kendime ulaştır. Beni Sana ulaştır. Kalbimin üzerindeki perdeleri kaldır. Ruhuma hayat ver. Çünkü Sen dirilişin Sahibisin. Sen ki kupkuru toprağa yağmur indirir, ölmüş yeryüzünü ihya edersin. Sen ki yüz yıl sonra yeniden hayat bulanların kıssasını bize anlatırsın. Sen ki İbrahim’e dirilişin sırlarını gösterdin. Sen ki Kehf Ashabı’nı yıllarca uyutup yeniden uyandırdın. Sen ki her bahar mevsiminde sayısız dirilişi gözlerimizin önünde tekrar tekrar sergiliyorsun. Ey Hayy ve Kayyum olan Allah’ım! Beni de dirilt. Yalnız beni değil, insanlığı da dirilt Allah’ım. Çünkü insanlık karanlıkta. Öyle bir karanlık ki, kalplerin pas tuttuğu, merhametin zayıfladığı, hakikatin unutulduğu bir karanlık. İnsan kendini unuttuğu
PERDELERİN ARDINDAKİ ŞAFAK
Bazen insan, etrafını saran hadiselerin ağırlığına bakarak ümidini kaybetme noktasına gelir. Ufuklar bulanıklaşır, sesler birbirine karışır, doğru ile yanlış aynı meydanda dolaşır. Böyle zamanlarda karanlık, olduğundan daha büyük görünür. Hâlbuki gölge, ışığın düşmanından değil, varlığından haber verir. Onun için her perdeyi son, her sessizliği yokluk saymamak gerekir. Tarih boyunca nice devirler yaşanmıştır ki hakikat geri çekilmiş gibi görünmüş, fakat aslında yeni bir zuhûrun eşiğinde bulunmuştur. Toprağın altında bekleyen tohum nasıl vakti gelince filiz verirse, bazı hakikatler de zamanını bekler. Dışarıdan bakıldığında bir durgunluk görülür; fakat derinlerde hayat devam etmektedir. Bugün de insanlık garip bir arayış içindedir. Bilgi çoğalmış, imkânlar genişlemiş, mesafeler kısalmıştır; fakat buna rağmen gönüllerdeki boşluk tam manasıyla dolmamıştır. İnsanlar her şeye ulaşabildikleri hâlde huzura ulaşmakta zorlanmaktadır. Kalabalıklar artarken yalnızlık derinleşmekte, gürültü çoğalırken mana eksilmektedir. İşte böyle demlerde insanlar, farkında olsalar da olmasalar da, kendilerini hakikate yaklaştıracak bir nefes ararlar. Çünkü fıtrat, aslına daima meyyaldir. Geçici parıltılar bir müddet dikkat çekebilir; fakat insan ruhu, ödünç ışıklarla uzun müddet tatmin olmaz. Bir süre sonra yeniden sahih olanı, kalıcı olanı ve vicdanına hitap edeni aramaya başlar. Zaman, zemin ve ihtiyaç bir noktada buluştuğunda ise yeni bir safha başlar. Tarihin akışı çoğu zaman böyle şekillenmiştir. Büyük değişimler yalnızca kuvvetle değil, insanların iç dünyalarında büyüyen ihtiyaçlarla meydana gelmiştir. Bir fikri taşıyanlar kadar, onu bekleyen gönüller de o değişimin parçasıdır. Bu sebeple görünen manzaraya bakarak hüküm vermek eksik olur. Bulutların semayı kaplaması güneşin yokluğunu
BİR KARELİK İTİBAR ARAYIŞI
Bir ünlüyle ya da bir gruba mensup popüler kişilerle aynı fotoğraf karesinde görünmek için can atmak, insanın kendi hakikatini unutmasının en ince ama en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Bir kareye sığma arzusu, çoğu zaman bir düşünceye sığamayan zihnin yerini alır. Makamların önünde, isimlerin yanında, güç sahiplerinin gölgesinde varlık aramak; Allah’ın insanı isim ve sıfatlarına ayna olsun diye yeryüzünde halife olarak yarattığını unutarak yaşamak ne büyük bir hezeyandır. Bugün bazı insanlar için bir fotoğraf karesi, bir hakikatten daha kıymetli hale gelmiştir. Kiminle yan yana göründüğü, ne düşündüğünden daha önemlidir. Dalkavukluk tam da burada başlar: bir fikre değil, bir isme yaslanma; bir hakikate değil, bir gölgeye tutunma hastalığı… Güç sahibinin yanında görünmek, onun etrafında dolaşmak, onun karesine girebilmek için verilen çaba, çoğu zaman insanın kendi değerini küçültmesidir. Çünkü görünmek için başkasının gölgesine giren, kendi ışığını söndürür. Oysa insanın değeri, bir fotoğrafın kenarında değil, hakikatin merkezinde durabilmesindedir. Baş eğmek, el etek öpmek, sırf görünmek için güçlülerin yanında yer kapmaya çalışmak; iradenin değil, zaafın görüntüsüdür. Şeyh Gâlib bu hakikati şöyle dile getirir: “Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın Keder-âlûde-i ümmîd ü ricâ olmayasın Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın Yanılıp reh-rev-i sahrâyı belâ olmayasın Ademe muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” Bu beyitler insana şunu hatırlatır: Sen aslında değersiz bir gölge değil, varlığın özüsün. Ama bu öz, başkalarının yanında fotoğraf karesine girmekle değil, kendi hakikatine yönelmekle ortaya çıkar. İnsan sultan iken dilenci olmayı