Bazen insan, etrafını saran hadiselerin ağırlığına bakarak ümidini kaybetme noktasına gelir. Ufuklar bulanıklaşır, sesler birbirine karışır, doğru ile yanlış aynı meydanda dolaşır. Böyle zamanlarda karanlık, olduğundan daha büyük görünür. Hâlbuki gölge, ışığın düşmanından değil, varlığından haber verir. Onun için her perdeyi son, her sessizliği yokluk saymamak gerekir.
Tarih boyunca nice devirler yaşanmıştır ki hakikat geri çekilmiş gibi görünmüş, fakat aslında yeni bir zuhûrun eşiğinde bulunmuştur. Toprağın altında bekleyen tohum nasıl vakti gelince filiz verirse, bazı hakikatler de zamanını bekler. Dışarıdan bakıldığında bir durgunluk görülür; fakat derinlerde hayat devam etmektedir.
Bugün de insanlık garip bir arayış içindedir. Bilgi çoğalmış, imkânlar genişlemiş, mesafeler kısalmıştır; fakat buna rağmen gönüllerdeki boşluk tam manasıyla dolmamıştır. İnsanlar her şeye ulaşabildikleri hâlde huzura ulaşmakta zorlanmaktadır. Kalabalıklar artarken yalnızlık derinleşmekte, gürültü çoğalırken mana eksilmektedir.
İşte böyle demlerde insanlar, farkında olsalar da olmasalar da, kendilerini hakikate yaklaştıracak bir nefes ararlar. Çünkü fıtrat, aslına daima meyyaldir. Geçici parıltılar bir müddet dikkat çekebilir; fakat insan ruhu, ödünç ışıklarla uzun müddet tatmin olmaz. Bir süre sonra yeniden sahih olanı, kalıcı olanı ve vicdanına hitap edeni aramaya başlar.
Zaman, zemin ve ihtiyaç bir noktada buluştuğunda ise yeni bir safha başlar. Tarihin akışı çoğu zaman böyle şekillenmiştir. Büyük değişimler yalnızca kuvvetle değil, insanların iç dünyalarında büyüyen ihtiyaçlarla meydana gelmiştir. Bir fikri taşıyanlar kadar, onu bekleyen gönüller de o değişimin parçasıdır.
Bu sebeple görünen manzaraya bakarak hüküm vermek eksik olur. Bulutların semayı kaplaması güneşin yokluğunu