Herhangi bir mesele hakkında doğru bir hükme ulaşmak isteyen insan, o mesele hakkında, o zamana kadar sahip olduğu görüşlerle inançları, hisleri ve bilgileri, araştırmanın sonuna kadar terk etmelidir.
Bir rönesans şehri yapılmaya başlanmalıdır. Bunda esas, yine Selçuk rûhu olacaktır. Onun üslûbu, tabiatla en iyi kaynaşmış, arza yakın, Anadolu toprağının renkleriyle yüklü, yerine göre ova ve yayla üslûbu olacaktır. Şehirlerimiz, zevkimizin kapısı olmalıdır.
Başkaları için yaşayan, başka yaşayışların gâyeleriyle hareket eden insan, âdil insan değildir. Âdil olabilmek için, hür yaşayabilecek kadar kuvvete kavuşmak, benliğinde bu kuvveti yaratmak lâzımdır. Mazlum yaşamaya râzı olan, adâletsiz insandır. Âdil insan, istismar etmeyen ve istismar edilmeyen insandır; zorbalığa karşı gelen insandır, hakikati kuvvet yapan insandır. Ancak bu insan, hareket ahlâkının samimî sahibidir.
Zulüm sahnesine göz yummak adaleti elden bırakmaktır. Varlığın harap oluşuna karşı ancak bütün kuvvetlerini kullanmakla âdil olunur. Hakikî mesuliyet adamı, şuurunun eriştiği bütün sefaletlerden mesul olmasını bilen ve kuvvetlerini harekete geçiren insandır. Ahlâklı adam ne kadar fedakâr nefisli, ne kadar kendinden geçmiş engin rûhlu olursa olsun, her şeyden önce hareketlerinin hangi gâye için ve kim için olduğunu bilen insandır. Biz ne için ve kim için çalıştığını bilen insan istiyoruz. Gözlerini kapayıp vazifesini yapan cemiyet gönüllüsü, köle ahlâkı yaşatan bu namuslu adam, bizim için hem bir şuursuz, hem de tehlikeli bir oyuncu, bir zorbaya esir ve bir esire zorba olabilir.