Rahm-i Maderde iken bilinebilir miydi dünya
Bilindiği üzere evvelinde ahiret…
Zinanın gülüşünden paslanan iffetler girebilir mi
eskisi gibi tesettür kınlarına, göz kapaklarına.
Cihana meyleden, ahirete kör olanın farkı ne Deccal’den,
Bilmezler mi Deccal’inde iki gören gözü olduğunu,
Ahirete kör olmaları şartıyla…
Günah bulaşmış peçeler kapatabilir mi yeni tomucuk açmış dudakları,
Göz perdeleri harama yırtılan gencin hayası onarılabilir mi geri,
İman girmemiş gönüller tekrar çiçek açabilir mi,
savaş görmemiş süngüler delebilir mi kömür karası yürekleri,
akar mı kan, damarın içi zifiri şarap doluyken
ve de avuçları delik yiğitlerin bilekleri, kıyam durabilir mi
Mescid-i Aksa’ya, Kudüs’e, En Sevgiliye…
Hamza’yı delen mızrak zihnimizdeki duvarı delebilir mi,
Osman’ın sırtına saplanan hançer
gün olur da avucumuzdaki oyuğu kapatabilir mi,
Cevaba erişen dualar Burak’tan hızlı dolanabilir mi
Mi’rac’ı…
Okçular Tepesini terk etmeyen Cübeyr gibi
beni terk etmeyen bir amelim olacak mı ve de bir yoldaş.
Hasan’a içirilen cam parçaları benimde ciğerlerimi delebilir miydi
dumandan sinmiş ciğerler.
Aşkından yanayım dediğim yârin gözü önünde
İbnü’l-Arabi gibi, bende ateşe sarılabilir miydim,
İbrahim olup ateşte serinlemek