Gözler önünde ardını görmene engel olan sisler gibi bu ara günlerim. Önünü, ardını göremiyorum günlerin, hatta saatler dakikaların.. Güzel görmek için ne yapabilirim ? İnsanı kendine iten aynı zamanda da kendinden alan şeye nedir; bir şekilde insan kendini bulabilmesi için neden önce kendini yitirmesi gerekir? Anlam veremiyorum.. Hayat karmaşasında sevmeyi bıraktık, sevilircesine delice... Güzel severdim ben, içerisinde menfaat olmadan severdim. Güzel, küçük, huzurlu bir yuva kurmaktı hayalim; menfaat hükmündeyse bir tek hedefim buydu. Okulumu okuyor, arada işlere girip harçlığımı kazanıyor, güzel yarınların hayalini kuruyordum. Yarınların bugünler gibi olacağından bi'haber.. Bu zamana kadar insanlardan yana çoğunlukla önyargı gördüm. Kötülüğümün dokunduğu yoktur sanırım, seksek oynayan kızların yerdeki tebeşir çizgilerine içine su koyduğum balonlar fırlatmamı saymazsak.. ya da sıcak soğuk oyununda bulduğu halde dostumun sakladığımız şeyi yine de soğuk diye tutturmamı saymazsak.. Bazı şeyler çok büyütülüyor, vicdanımız dışında. Nedense olaylar, kavgalar, dargınlıklar, öfkeler hep artıyor; kimi zamansa sevgiler az çok.. Ama vicdanlar ölüyor Azizim ! Saygı ölüyor, insanlar arasındaki pür-ü pak muhabbet ölüyor... ve ben...
Güzellikler artıyor... Estetik cerrahi sağolsun; unutmadan birde boyalar... Saf denebilecek herşey yok olmaya yüz tutmuş. Kalpler görünemez oldu sayın ne okuduğunu anlamaya çalışan okuyucum. "Görünür müydü ki ?" diye sorma, gözler gönlün aynası değil miydi ? Eskiler demez miydi bunu ? Onlara da dedirten gözlerinde süzülen, gönül pınarından akan ırmaklar, kalplerindeki kiri akıtan şelaleler değil miydi ?
Toprak... Uğruna canlar alınıp, canlar verilen; ölünce de gözümüz kalmasın diye kefenimizi aralayıp yanağımıza bir avuç dökülen kahverengi elmas...